efsane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
efsane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağu 2008

Kaz Dağı (ida) ve Sarı Kız Efsanesi


İda Efsanesi Edremit Körfezi’nin kuzeyindeki Kaz Dağı’nın mitolojide önemli bir yeri vardır. İlk güzellik yarışması burada yapılmıştır, Baştanrı Zeus, Ganimedes’i bu dağdan kaçırmış; Paris, İda’da büyüyüp evlenmiştir. Troya Savaşı da tanrılarca buradan izlenmiştir.

Zeus, Girit’teki İda Dağı’nda Anadolu’nun matriyarkal tanrısı olan Kybele tarafından doğurulmuştu. Anadolu’nun ikinci bir İda Dağı’nda, karısı Hera ile evlenmişti. Güya toprağı ilkah edici yağmur, orada toprağa kavuştu. İda Dağı güney Frigya’da Koca Katran Dağları denilen bir dağ zincirinin en yüksek zirvesidir. İlyada da hep “Ana İda” veya “Çok Pınarlı İda”, diye anılır. Zeus Truva Savaşı’nı bu tepeden seyreder. Skamander (Küçük Menderes) nehri oradan akmaya başlar.Güya bir gün Herkül çok susamış ve İda Dağı’nın eteğini kazmış. İşte o zaman Skamander akmaya başlamış. Onun suyunda ayışığında yıkanan kadınların saçları altın sarısı olurmuş. Truva havalisinin bütün kızları zifaf gecesi arifesinde Skamander nehrinde yıkanırmış.

Aynı yöre, Müslümanlığın yayılışından sonra da çeşitli söylencelere konu olmuştur. Sarıkız, bunların en yaygınıdır. Söylencenin kahramanı Sarıkız burada kaz çobanlığı yaptığı için dağ “Kaz Dağı” diye anılmaya başlanmıştır. Bu olaya ilişkin anlatılan Sarıkız efsanesi şöyledir:

Edremit’in Güre Köyü’nde yaşayan Sarıkız çok güzel, güzel olduğunca da iyi yürekli, yardımsever bir kızdır. Bu özellikleri nedeniyle çekemeyenleri de çoktur. Yaşantısı çeşitli söylentilere yol açar.

Çıkarılan söylentiler babayı çok üzer, ama elinden bir şey gelmez. Sarıkız’ın önünde beş-on kaz katarak dağa bırakır. Orada yaşamını sürdürebilmesi iyi bir insan olduğunu kanıtlayacaktır. Sarıkız sessizce katlanır. Bir gün babası onu görmeye gelir. Dağa tırmanırken yorulur ve kızından su ister. Sarıkız’ın dağın tepesinden elini uzatarak körfezden tasını doldurup, kendisine uzatmasıyla adamcağız şaşkına döner. Kızının erdiğini anlar, öneünde namaz kılar. Ancak sırrının anlaşılması ile Sarıkız oracıkta ölür. Baba çok üzülür, oralardan gitmek üzere uzaklaşır. O da bir tepede can verir. Kaz Dağı adının bu söylenceden geldiği öne sürülmektedir. Dağın en yüksek doruğu “Sarıkız Tepesi”, babasının öldüğü yer de “Baba Dağı” olarak anılmaktadır.

Sarıkız’ın gömüsü Sarıkız Tepesi’ndedir. Bu gömü Türkmenlerce kutsal sayılmaktadır. Her yıl eylül ayında ziyaret edilir. Yozgat, Antalya yörelerinden gelenler olur. Törenlerin üç gün üç gece sürdüğü söylenmektedir

25 Tem 2008

Sümbül


Bu güzel çiçeklere ait en eski hikayeye eski Yunan'da, Ovidios adlı şairin yazmış olduğu efsane de rastlıyoruz: efsaneye göre Hykinthos, Apollonun can ciğer arkadaşı olan bir gençmiş. Günün birinde tertip edilmiş bir disk atma müsabakası esnasında, Apollon'un atmış olduğu disk, kaza sonucu Hykinthosun başına isabet etmiş ve gencin ölümüne sebebiyet vermiş. Delikanlının başı, isabet eden disk sebebiyle bir çiçek sapı gibi kırılmış ve çimenler alkanlara boyanmış. Apollon arkadaşının cesedini kolları arasına alarak "Ah senin yerine keşke ben ölseydim" demiş. İşte o anda çimenler yeniden gövermiş ve Hykinthos'un öldüğü yerde şimdiye kadar görülmemiş güzellikte bir çiçek açmış. O andan sonra da bu güzel çiçeğe Hykintos, yani Sümbül denmiş.

30 Haz 2008

Sirenler Efsanesi

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, gerçeküstü kahramanların yaşadığı, efsanelerin hükmettiği çağın en güzel canlıları denizkızlarıymış. Denizlerin bu peri kızları o kadar güzel, o kadar alımlılarmış ki kendilerine aşık edemeyecekleri hiçbir canlı yokmuş yeryüzünde. Hele seslerinin büyülü güzelliğinin sürükleyip esir edemeyeceği tek bir insanoğlu bulunmazmış bu güzel canlıların yaşadığı çağda. Orak adasının batı yönünde kendilerine küçük bir dünya kurmuş bu büyülü güzeller. Denizkızları, günbatımına doğru Siren Kayalarının üzerine çıkar nadide inci taneleri gibi yan yana dizilerek, güneşin adanın göğünün üzerinden çekip gitmesini büyük bir keyifle izlerlermiş. Akşam olunca, ay ışığının altında bronz heykelcikler gibi görünürlermiş. Denizkızlarının bu görüntüsünü kıskanan yıldızlar ve ay, kendilerini zorlar ve daha da parlayarak onların bu güzelliğinin önüne geçmek isterlermiş, kendi ışıklarıyla. Ancak beyhude çabaları sabahın ilk ışıklarıyla yok olurmuş. Denizkızları o kadar güzelmiş ki yedi denizde ve karada diğer bütün canlılar onlardan bir tanesini gördükleri zaman işlerini güçlerin bırakıp, bedenlerinin yarısı balık yarısı da kadın şeklinde olan denizlerin bu muhteşem yaratıklarının büyülü sesleriyle söyledikleri şarkıları dinlerlermiş. Hele bu denizkızlarının arasından bir tanesinin sesi o kadar güzelmiş ki, o bir şarkı söylediği zaman tüm zaman sanki dururmuş. Orak adasını bilen hiçbir denizci ,bu güzel canlıların büyüleyici sesinden bir şarkı duymadan geçmek istemezmiş buralardan. Ancak adanın etrafındaki keskin kayalıklar denizciler için bir ölüm tuzağıymış adeta. Denizkızlarının büyülü seslerini daha iyi duymak için kendilerinden geçen kimi gemiler bu sesleri daha yakından duymaya çalışıp adaya yaklaştıkları zaman bu keskin kayalıklar onların sonu oluyormuş. Keskin kayalara çarpan dev gemiler, küçük ceviz kabukları gibi kırılıp denizin karanlık sularına gömülüyormuş. Denizciler de o büyülü sesli güzel denizkızlarının söylediği şarkılarla gidiyorlarmış yeraltının dünyasına. Denizlerin bu güzel canlıları ,bu manzara karşısında daha da kederlenip, çok daha içli şarkılar söylerlermiş her giden geminin ve gemicinin ardından. Her zaman denizcileri bu kayalıklar hakkında uyarmalarına rağmen denizciler denizkızlarının büyülü seslerinin etkisinden kurtulamayarak yine de yanaşmaya çalışırlarmış adaya. Tarihin en büyük ve en destansı savaşlarından birisi olan Truva Savaşı bitmiş, Yunanlı denizciler, artık evlerine dönebilmek heyecanıyla açılmışlar denize. Büyük bir fırtına onların pek çoğunu birbirinden ayırmış ve hemen hepsinin yolunu da Siren Kayalıklarına düşürmüş. Hepsi de Truva'da kurtardıkları tatlı canlarını ,burada bırakmak zorunda kalmışlar. Tanrıların sevdiği kurnaz Odysseus da evine ve güzel karısına bir an önce kavuşabilmek için denizcileriyle çıkmış yola. . Fakat içinde büyük bir korku ve endişe varmış. Siren Kayalıklarında olup biten her şey hakkında bilgisi varmış, güçlü ve akıllı Odysseus'un. Kendisinin ve denizcilerinin de bu büyülü ses karşısında çaresiz kalıp denizin dibini boylamasından korkuyormuş. Denizler Tanrısı Poseidon'un bu kızlarının, kendilerine ölüm getirmesinden ödü patlıyormuş. Böyle korkular içinde kıvranırken baş danışmanı kahin Kirke'den akıl istemiş kurnaz Odysseus. Büyücü Tanrıça Kirke, uzun uzun düşünmüş ve sonra: "Bak" demiş, " Aklıma bir çare geliyor. Belki böylece kurtulabiliriz" Odysseus, büyücünün söyledikleri karşısında heyecanlanmış, "Çabuk söyle bana ey her şeyi bilen ulu kahin, nasıl kurtulabiliriz, bu güzel sesli, güzel yüzlü denizkızlarının bize getirecekleri ölümden" Büyücü Kirke ,kafasını sallamış ve cevap vermiş kurnaz Odysseus'a: "Askerlerine seni geminin direğine bağlamalarını söyle. Her ne sebeple olursa olsun, bağırmaktan ölsen bile seni çözmemelerini tembihleyeceksin onlara. Denizcilerinin de kulaklarını balmumu ile iyice kapatacaksın, ta ki hiçbir şey duymadıklarından emin oluncaya kadar. Siren kayalıklarına da yakın gitmemeyi emredeceksin onlara. Böyle yaparsan belki kurtuluruz"
Yazı Müziği: [ helldorado - a drinking song ]

18 May 2008

Kraken


Kraken, İskandinav kökenli efsanevi deniz canavarıdır. Anlatılan efsanelere göre bir ada kadar büyük, bir gemiyi direk tepesine kadar uzanan kollarıyla devirebilen efsanevi deniz yaratığı.Bu mitolojik yaratık Türk sinemasında da yer almıştır.Örneğin Tarkan Viking Kanı'ndaki ahtapot gibi. İlk gerçek örneği 1888'de Yeni Zelanda sahillerinde ölüsünün karaya vurmasıyla görülmüş

30 Nis 2008

Anubis

Anubis, Eski Mısır mitolojisine göre, Nephthys ve Seth'in (bazı efsanelere göre Osiris ve Isis'in) oğludur. Çakalların mezarlar etrafında dolaşması nedeniyle çakal başlı Anubis ölümle beraber anılır. Ölen Osiris'i mumyaladığı için mumyalama tanrısı olmuştur. Görevi tüm ölüleri korumak ve yüceltmektir. Bu yüzden mumyalamayla görevli kişiler Anubis maskesi takarlar. Ölen kişi diğer dünyada yargılanırken Anubis ona yardım eder. Anubis diğer dünyada ölülerin koruyucusu ve ölüler kentinin efendisidir. Anubis tanrılar arasında en korkutucu olanıdır Ölüleri tekrar hayata döndürme gibi bir özelliği de olduğu sanılmaktadır. Yüzünde bir çakal ısırığı vardır.

wiki
Yazı Müziği : [ Coldplay - Scientist ]