30 May 2008

İstersen hiç başlamasın

  • İstersen hiç başlamasın
    Bu hikaye eksik kalsın
    Onca yaraların ardından
    Yeni bir aşk yaratamazsın

    Örselenmiş bir çocukluk
    İşte benim bütün hikayem
    Kaç sevda geçse de yüreğimden
    Bu yıkıntıları onaramazsın

    İstersen hiç başlamasın
    Geç kalmışız birbirimize
    Yanlış kapılarda geçmiş bunca yıl
    Dönemeyiz artık ilk gençliğimize
    İstersen hiç başlamasın
    Söz verelim kendimize



Murathan Mungan.

Yazı Müziği: [ Pamela - Fırtınalar ]

29 May 2008

HÜZ' NÜN İSYAN OLUR



Suya düşen bir karanfilse yüreğin
bırak kendini ırmağın türküsüne gülüm
vursun seni o taştan bu taşa
o çağlayandan bu çağlayana
Kavgadan uzak kalmışsan
sevdadan da uzaksın demektir
devinmez yüreğinin mağması
çatlamaz sabrın kara taşı






Ahmet Telli.


Yazı Müziği: [ Suavi - yaz gibi gel ]



YAŞIYOR MUSUN










Takmaya çalışırken kuyruğumu
Birlikte yaptığımız şeytan uçurtmasının
Görürdüm çırpınırdı ufacık kalbin.
Hatırımdan bile geçmezdi
Sana duyduklarımı söylemek.

Acaba hala yaşıyor musun

orhan Veli.



Yazı Müziği: [ Fikret Kızılok - haberin varmı ]


27 May 2008

26 May 2008

Yanmakta olan "o" yürek, benimdir benim.





Bir yürek var aşkınla yanmakta,

Yanmakta olan "o" yürek, benimdir benim..

Sana hasret bir çift göz var cihanda,

Cihanda sana hasret o gözler, benimdir benim..

DenizEskisi - Yg.

Yazı Müziği: [ Ayağına Giymiş Kara Yemeni - Cengiz Özkan.]



25 May 2008

GEL YETER










Hangi gün
Söyle hangi gün
Açıyor birer birer çiçekler
Gel yeter
Olmasın elinde çiçekler
Yorgun, bitkin, habersiz çıkıp gel
Ansızın o sokak köşesinden
Biraz suçlu, biraz dağınık gel yeter
İster bir saat sürsün gel yeter
İstersen dursun dünya
İstersen dönsün hızla
Fark etmez son kez olsun gel yeter


Yazı Müziği : [ Candan Erçetin ]





gag da gördüm fotoğrafı. iyi çalışma. yapanın ellerine sağlık.Sondaki dışında herkes son yemeğini yiyor.Bir de kimsenin kimseden haberi de yok. Aman Allahım orada neler oluyor öle. :S

ama olur olur. büyük balık küççük balığı yiyecek. sonra biz de o büyük balığı... :)

hani fotoğrafı tam oyutta görmek istersiniz. Siz de biliyorsunuz ki resme baktınız olmadı BURAYA tıklayanilirsiniz. sağlıcaklan kalın :))

24 May 2008

BİR AŞK MASALI







Bir kuş uçmuş bu daldan
Çiçekte sesi kalmış
Üç yıl geçmiş aradan
Çiçek birden sararmış
Bir kız almış çiçeği
Koklayıp yaralanmış
Kız koşup dala gelmiş
Dal onu ağırlamış
Beklerken kuşu dalı
Yüreği rüzgârlanmış
Uçup dönmüş o dala
Çiçekler şarkılanmış
O günden beri dallar
Rüzgârla arkadaşmış.


Nihat Behram


Yazı Müziği : [ Grup Gündoğarken - tek Başına]

22 May 2008

Sen benim sarhoşluğumsun







Sen benim sarhoşluğumsun
ne ayıldım
ne ayılabilirim
ne ayılmak isterim
başım ağır
dizlerim parçalanmış
üstüm başım çamur içinde
yanıp sönen ışığına düşe kalka giderim.


nazım Hikmet




Yazı Müziği: [ suavi - agopun meyhanesi ]

20 May 2008

BAHAR OLDUM







Şenlendi bahçelerim
hüznüme virgül koydum
bir başkayım bu akşam
şimdi ben bahar oldum
duru mavi sularda
beyaz bir yelken oldum
en güzel uykularda
renkli rüyalar oldum
şimdi ben bahar oldum
sırtıma değdi güneş
içim ısındı
yol göründü gönlüme
şimdi ben bahar oldum
bahar oldum bahar oldum
bahar oldum
Yazı Müziği: grup gündoğarken



19 May 2008

İmhotep

İmhotep ("barış içinde gelen", M.Ö. 2667 - M.Ö. 2648[1]), eski Mısır'da mimar, yazar, hekim, mucit ve firavun Djoser'in veziri olan efsanevi kişi.

Babası mimar Khanofer ve annesi Khereduankh'dir. Ronpetnofret adında bir eşi vardır. Dehasından ötürü sonraki Mısır nesilleri tarafından tanrısallaştırılmıştır. İmhotep ilk yapılan basamaklı piramidin mimarıdır. Bu piramidi yaparken eski Mısır yazılarında kutsal olan Üçgenden (firavunu sonsuzluğa taşıması için) ve merdivenden (firavunu sonsuzluğa daha rahat ulaştırması için) yararlanmıştır

İmhotep Mısır'da iyi bir hekimdi. Tıbbın babası olarak kabul edilen Hipokrat'dan yüzyıllar önce modern tıbbı kullanmıştır. İmhotepin mezarı hala bulunamamıştır ama hastalarını tedavi ederken kullandığı oda bulunabilmiştir ve modern tıbbı kullandığı kanısına bu yolla varılmıştır

Typhon

Yeraltı dünyasının bekçisi, üç başlı bir köpek olan Cerberus'n babası, yarı yılan-yarı kadın yaratık olan Echidne'nin kocasıdır. Yunan söylencelerinde anılan bir canavar. Yanardağ tanrısı olarak da tanımlanır. Titanlar gökten kovulduktan sonra tanrılara başkaldırır. Yüz başlı olduğu, başından alevler saçtığı, gözlerinin ateşle parladığı söylenir. Echidne'yla birleşerek canavarlar yaratır. Kimi söylenceler göre; zeus'la savaşıp, onu yenerek vücudunu parçalar ve bir mağaraya gizler. hermes ve pan, zeus'a yardım eder ve onu tekrar diriltirler. zeus'da etna dağı'nı typhon'un üzerine atar. Yanardağın püskürttüğü lav ve alevlerin typhon'un öfkesi olduğu söylenir
............................................................
..........................................................

18 May 2008

Perseus


perseus, yunan mitolojisindeki onemli kahramanlardan biridir. herakles'in atalari arasinda yeralan argoslu bir kahramandir.

babasi zeus annesi ise akrisios kizi danae'dir. perseus'un buyuk babasi akrisios bir kahine gidip bir erkek cocugunun olup olamayacagini sorar. kahin ona kizi danae'nin bir erkek cocugu olacagini ve bu cocugun onu oldurecegini soyler.korkuya kapilan ve kehanetin gerceklesmesinden korkan akrisios, yeraltina bronzdan bir oda yaptirarak kizini oraya hapseder. zeus bronz odanin tavanidaki bir yariktan altin damlasi seklinde icerisi sizar ve genc kizla birlikte olur. bu birlesmeden perseus dogar.

perseus, athena tarafindan gorgolardan medusa'yi oldurmekle gorevlendirilir. athena ve hermes ona bu zor gorevinde yardimci olan tanrilardir. perseus, gorgolarin (stheno, euryale ve medusa) yerine gider. onlari uyurken bulur. bu uc kizkardes arasinda yalniz medusa olumludur.bu nedenle perseus sadece onun basini kesip goturebilecegini anlar. gorgolar, boyunlari ejderha pullariyla korunan, yaban domuzu gibi disleri olan disi canavarlardi. bronz elleri ve altin kanatlari vardi. ustelik bakislari o kadar gucluydu ki baktiklari her seyi tasa ceviriyorlardi. medusa'nin kesilen kafasindan pegasus (kanatli at) , khrysaor adli bir dev cikti. perseus medusanin basiyla polydektesi taslandirmistir.daha sonra medusanin basini athenaya teslim etmistir.donus yolunda andromeda'yla karsilasti ve ona asik oldu. bu guzel genc kizin annesi kassiepeia, nereus kizlarindan daha guzel oldugunu soyledigi icin poseidon'u kizdirdi. deniz tanrisi da bu bolgeye bir deniz canavari musallat etti. canavari oldurmek kosuluyla kurban olarak sunulan genc kizi kurtaran perseus, daha sonra kizla evlendi ve tiryns krali oldu(yunnaistan da antik bir kent)mutlu bir yasam surdu.

Kraken


Kraken, İskandinav kökenli efsanevi deniz canavarıdır. Anlatılan efsanelere göre bir ada kadar büyük, bir gemiyi direk tepesine kadar uzanan kollarıyla devirebilen efsanevi deniz yaratığı.Bu mitolojik yaratık Türk sinemasında da yer almıştır.Örneğin Tarkan Viking Kanı'ndaki ahtapot gibi. İlk gerçek örneği 1888'de Yeni Zelanda sahillerinde ölüsünün karaya vurmasıyla görülmüş

Loki

Loki Laufeyjarson veya Loki İskandinav mitolojisinde Kötülük tanrısıdır.

Loki, İskandinav tanrilarinin savasip yendigi Buz Devlerin'den biridir. Babasi Farbauti annesi ise Laufeydir. Savas sirasinda Buz Devlerine ihanet ederek Aesir Tanrilarina onemli bilgiler vermistir. Bu hareketi Odin'in onu kan kardesi olarak kabul etmesini saglamistir.

Loki karmasik bir karaktere sahitir. Diger Aesir Tanrilarin'a oyunlar oynayarak eglenir.En onemli tuzaklarindan biri kor tanri Hodr'i kandirarak,Odinin oglu Balder'in oldurulmesini saglamak olmustur. Bu hareketinden sonra Odinin kan kardeslik bagindan cikarilmis,dunyanin derinliklerindeki bir magraya hapsedilmistir.Ayrica sekil degistirme yetenegine sahiptir.

Loki'nin,Angrboda ile evliliginden Jormungandr, Fenris/Fenrir ve Hel adinda cocuklari vardir.Sigyn ile olan evliliginden ise Narfi ve Vali adli iki cocugu bulunmaktadir.

Loki magrada oldurulen oglu Narfi nin bagirsaklariyla bir tasa baglanmis olarak yatmaktadir. Tepesindeki sarkitlara dolanmis dev yilanin agzindan akan zehir gozlerine damlamakta ama esi Sigyn elindeki tahta kapla Loki'yi korumaya calismaktadir. Ancak kap doldugu zaman, bosaltmak icin uzaklastiginda Loki zehirden etkilenmekte ve bu da Iskandinav inanclarina depremlere sebep olmaktadir. Bu ceza Iskandinav mitolojisinde mahser gunu olarak adlandirilan Ragnarok'a kadar devamedecektir.

Ragnarok geldiginde Loki, Odin'in oglu Heimdall ile dovusecek, bu dovusun galibi olmayacak ve her ikisi de savasta olecektir.

Blackmetal grubu Black Omen'inde Loki Causer Of Ragnarok Adlı bir şarkısına konu olmuştur .





Yazı Müziği: [ Training - Cafe Del Mar ]


17 May 2008

Bana Mavi Bir Uçurtma Yap Mavim

Bana mavi bir uçurtma yap MAVİM
Rüzgarsız havalarda da uçsun
Ne ipi olsun birinin elinde
Ne de görülebilsin gökyüzünde…

Ben ise
Sana yüreğimi bırakayım
İyi bak
Acılardan ve yangınlardan kalan tek parça
Tek anıdır benden sana.
Sensiz geçen günlere
Bir parça şiir yükledim
Adım yok içinde.
Olmayan özgürlüklere
Hiç olmamış umutlar yükleyip
İnfilaklara saldım kendimi.

Benden geriye kalanı savur.
İzi kalmasın gözyaşlarımın.

Yaşamımdan sürgün edilmişliktir hepsinin bedeli
Ve
Yüreğimde taşıdığım izler, kimsesiz emanetlerdir…

Bana mavi bir uçurtma yap MAVİM...
Rüzgârsız havalarda da uçsun
Ne ipi olsun birinin elinde
Ne de görülebilsin gökyüzünde…

Ne masalların var aklımda, ne tatlı rüyalar deyişin.
Belki de hiç anlatmamış, söylememiştin.
Bütün kitapları sakıncalı yakmaların gibi,
Ben de yaktım unutmak istediğim her şeyi.
Artık anlıyorum seni…

Meğer bir yoksul mirasıymış, ateşe vermek sakıncalı her şeyi…

Sürgüler ağır
Sözler ağır
Direnmek ağır
Her şeyden öte umut taşımak ağır.

Bana mavi bir uçurtma yap MAVİM...
Rüzgârsız havalarda da uçsun
Ne ipi olsun birinin elinde
Ne de görülebilsin gökyüzünde…


Gökhan Tuç




Yazı Müziği : [ Suavi - Mavi Uçurtma ]


Esneyen insanlar ülkesi

Bir varmış, bir yokmuş, sana varsa bana yokmuş, bana varsa ona yokmuş. Bir zamanlar yeryüzünün bir yerinde bir ülke varmış. Bu ülkedeki kişiler mutluluk içinde yaşar dururlarken, Tanrı vermesin, bir bilinmez salgın hastalık onları kırıp geçirmeye başlamış.

Öyle bir hastalık ki, ülkedeki insanların birtakımı zayıflamaya, küçülmeye, birtakımları da şişmanlamaya, irileşmeye başlamış.
Zayıflayanların boyları da günden güne ufalıyormuş. Ama bu ufalma, küçülme, zayıflama o kadar yavaaaş yavaş oluyormuş ki hiç kimse ne kendisinin, ne de başkalarının küçüldüğünün farkına varmıyormuş. Günde ancak beş on gram zayıflıyor, bir iki milimetre küçülüyorlarmış. İnsanlar küçüle ufala, zayıflaya sıskalaşa, bir zaman gelmiş, baston kadar incelmiş, sacayağı kadar kısalmışlar. Günden güne daha da kısalıp ufalıyorlarmış.

Beri yandan birtakım insanlar da günden güne şişmanlıyor, irileşiyorlarmış. Öbürlerinin küçülmesi, ufalması gibi, bu irileşme, şişmanlama da, günden güne bikaç milim, günde beş on gram olduğundan, ne kendileri, ne de başkaları onların her gün biraz daha devleştiklerinin farkına varmıyorlarmış. Boyları yangın kuleleri kadar uzamış, gövdeleri vapurlar kadar irileşmiş.
Ama o ülkede büyüyenlerin sayısı, zayıflayıp ufalanların sayısına denk değilmiş. İki yanın sayısı birbirine eşit olmuyormuş. Beş on küçülene, ufalana karşılık, ancak bir kişi kocamanlaşırmış. Zayıfların çocukları. da zayıf, fındık kadar küçük doğmaya başlamışlar. Buna karşılık, irilerin çocukları da fil yavrusu kadar büyük, kocaman doğuyorlarmış.
Doğuştan küçük olanlarla, doğuştan büyük olanlar, oldum olasıya bu işin böyle gelip böyle gittiğini sanırlar, bunda hiçbir ayrılık, uygunsuzluk, olağanüstülük görmezlermiş. Görmedikleri gibi, küçülenler, kendilerinden daha küçüklerini görüp, onlara bakarak, "Tanrım, buna da şükürler olsun, küçüğün küçüğü var. Ben yine iyiyim!" diye avunurlarmış.

Gündengüne irileşenler de, kendilerinden daha irilerini gördükçe, "Tanrım, beni ondan daha iri yap!" diye yakarırlarmış. Dileklerini, yakarmalarını Tanrı da dinler, onları gündengüne şişirir de şişirirmiş. Bir zaman gelmiş ki, şişmanlayanlar, irileşenler, oturdukları evlere; yattıkları yataklara, geçtikleri yollara sığmaz olmuşlar. Her ne yapsalar, ayakları yorganlarından dışarı çıktığından, yorganlarını ayaklarına göre uzatmaya, yolları gövdelerine göre açmaya, evlerini de boylarına göre büyütmeye başlamışlar.

Bir zaman gelmiş, açtıkları yollardan da geçemez, büyüttükleri evlere de giremez, uzattıkları yorganlarına da sığamaz olmuşlar. Yeniden, evlerini yollarını, yorganlarını büyütmüşler. Alanlar küçük gelmiş, alanları açmışlar. Yaşadıkları kent küçük gelmiş, kentten dışarı kaçmışlar. Yayıldıkça yayılmışlar, taştıkça taşmışlar.

Küçülenler de küçüldükçe küçülmüşler, ufaldıkça ufalmışlar, artık öyle olmuş ki, bir zaman sonra kimisi ev diye karpuz kabuğuna, kimisi ceviz, kimisi de fındık kabuğuna girer olmuş. İş bu kadarla da kalmamış, bir zaman sonra küçüle küçüle temelli kaybolmaya başlamışlar. Gözle görülemez olmuşlar. Ancak mikroskopla bakılınca görülebiliyorlarmış.
Bütün bu olan bitenleri, herkes olağan bişey sanır, hiçbiri yakınmada bulunmazmış.

Gel zaman, git zaman, irileşenlerin irileşmesi, şişmanlayanların şişmanlaması durmuş. İş bununla da kalmamış. Onlar da küçülmeye, ufalmaya başlamışlar. Gündengüne zayıflıyorlarmış. Ne var ki, zayıflamaları, şişmanlamaları gibi yavaş yavaş değil, birdenbire oluyormuş. Eskiden boylan günde bir iki milim uzarken, şimdi günde bir iki karış birden kısalıyorlarmış. Eskiden günde bikaç gram şişmanlarken, şimdi günde beş on gram birden zayıflıyorlarmış. Boyu beş metre, ağırlığı iki ton olanlar gece yataklarına böyle yatıyor, sabah, boyları iki metre, ağırlıkları iki yüz kilo olarak uyanıyorlarmış. Büyük bir hızla erimeye başlamışlar. Bir zaman gelmiş, artık birbirlerini bile tanımıyor, aynadaki hayallerinden korkuyorlarmış. Büyük bir korkuya düşmüşler. Bu büyük korkuyla küçüle küçüle büsbütün yok olmaktansa, kendi canlarına kıyanlar bile olmuş. Arka arkaya kendilerini öldürüyorlarmış. Kentin her yanında ağlamalar, bağırtılar göklere yükseliyormuş:

- Zayıflıyoruz!..
- Eriyoruz!...
- Bitiyoruuuz!..
Ağlamak, sızlamak, bağırmak bir işe yaramamış. "Büsbütün ortadan yok olup gitmeden aklımızı başımıza devşirelim. Küçülmemizi önleyici bir çıkar yol bulalım!" demişler. Artık şişmanlamaktan, büyümekten geçmişler, oldukları gibi kalsalar, çoktan razılar. Doktorlara başvurmuşlar. Doktorlar onlardan beter. Herkes kendi başının derdine düşmüş. Göz göre göre ufalıyor, eriyorlar. Bu öyle amansız bir salgın hastalıkmış ki, ondan ona geçiyormuş. Doktorlar, şişmanlık ilaçlan vermişler, kemikleri besleyici iğneler yapmışlar. "Bol bol yiyin!" demişler "Üzülmeyin, canınızı sıkmayın!" demişler. Ama bütün bunların hiçbiri yararlı olmazmış. O zaman o ülkede yaşayanlar, düşünmüşler, taşınmışlar, "Başka bir ülkeden, derdimize derman bulacak bir uzman arayalım," demişler.
Dedikleri gibi de yapıp, dünyanın en büyük şişmanlatma uzmanını kendi ülkelerine çağırmışlar. Uzman gelmiş, küçülenlere, ufalanlara bakmış.

- Bu yeni bir hastalık değil, demiş. Dünyanın başka yerlerinde de görülmüştür. Her ne kadar salgın bir hastalıksa da önlenebilir. Aranızda bir zaman yaşayacağım. Ben ne yaparsam, siz de gözünüzü, kulağınızı açın, benim yaptığım gibi yapın. Göreceksiniz ki, benim yaptıklarımı yaparsanız, hem zayıflamanız, küçülmeniz, hem şişmanlamanız duracak... Nasılsanız öyle kalacaksınız.
Bunu söyledikten sonra uzman, onların gözleri önünde tartılmış, ölçülmüş. Ağırlığı 75 kilo, boyu da 1.79 gelmiş.

O ülkede yaşayanlar, neler yapacak diye uzmandan gözlerini ayırmamışlar. Hepsi göz kulak kesilmiş. Hep ona bakıyorlarmış. Uzman o ülkede kırk gün, kırk gece kalmış. Sonra orada yaşayanları çevresine toplayıp,

- Bunca zaman aranızda yaşadım. Neler yaptığımı gördünüz, siz de benim gibi yapar, benim gibi yaşarsanız, bu dertten kurtulursunuz!.. demiş. Demiş ama, o ülkede yaşayanlar, uzmanın kendilerinden ayrı onların yaptıklarından başka bişey yaptığını görmemişler. Görseler de anlamamışlar. Uzman,

- İşte bakın, yine gözünüzün önünde tartılıyorum!... demiş. Tartılmış, ağırlığı 75 kilo; ölçülmüş, boyu 1.79... Nasıl geldiyse yine öyle. Ne şişmanlamış, ne zayıflamış. O ülkede yaşayanlar büsbütün şaşırmışlar. "Bu uzman bizden ayrı, bizim yaptıklarımızdan başka ne yaptı da, hiç zayıflamadı, kısalmadı?.." demişler.
Uzman, vapura binip, o ülkeden ayrılırken,

- Anladınız ya... demiş, ben ne yaptımsa siz de öyle yapın!... Allasmarladık.
Uzman bir gece önceden uykusuz olduğu için, bu sözleri söyledikten sonra küçük dili görünene kadar ağzını açıp, bir de esnemiş.

O ülkede yaşayanlar bunu görünce, hep birden sevinçle bağırmışlar:
- Tamam...
- Uzman esnedi...
- Uzman gerindi...
- Şimdi anladık neden zayıflamadığını...
- Uzman ne yaptıysa, biz de onu yapalım... O günden sonra, o ülkede yaşayanlar, uzman esnedi, gerindi diye, onlar da hiç durmadan esnemeye, gerinmeye başlamışlar. Gerçekten de zayıflamaları, küçülmeleri, kısalmaları durmuş. İriler iri, ufaklar ufak kalmış. Hiçbir değişme olmamış. Çünkü, esnemekten, gerinmekten vakit bulup da yaşayamıyorlarmış ki küçülsünler, ufalsınlar, yada büyüyüp irileşsinler... Hep esniyor, hep geriniyorlarmış.




Aziz Nesin: Memleketin birinde.




Yazı Müziği:



16 May 2008

Men ta senün yanunda dahi hasretsem sana

Bir kasedir alev dolu gönlüm yana yana
Men ta senün yanunda dahi hasretsem sana
Yaşlar dökende söndüremez ateşimi sü
Sunsan elünle kaanumu içsem kana kana

Olsandı sen sema olsandı sen heva
Alsamdı men seni dem dem nefes nefes
Olsandı sen zaman olsamdı men mekan
Eflaki dolduran bir aşk olurdu bes!

Payin sedası gelsede sen hiç gelmesen
Men dinlesem kıyamete dek vuslat istemen
Bulsam izinle semtini ol semte irmesem
Aşsam zamanı hasretin encamı gelmeden



Rabia Hatun.

Yazı Müziği: [ SUAVİ - Uzun Yağmurlardan Sonra ]

15 May 2008

Herakles ve onun Oniki (12) Görevi

Yunan mitolojisinde Herakles (Ηρακλής), Roma Mitolojisi'nde Herkül, Zeus ile Miken kralının kızı Alkmene'nin oğludur. Kadına aşık olan Zeus ona kocası kılığında yaklaşmıştır. Herakles'in Zeus'un çocuğu olduğunu anlayan Hera onunla sürekli uğraşmış ve ölümüne neden olmuştur. Herakles doğduğu günden itibaren tanrısal bir kuvvete sahiptir. Hera'nın gönderdiği iki zehirli yılanı öldürdüğünde henüz birkaç günlük bebektir. Herakles üstün bir eğitim görmüştür. En iyi yaptığı işler ok atmak, araba kullanmak ve güreşmektir. 18 yaşına geldiği zaman Kitharion ormanlarında yaşayan ünlü canavarı öldürmüştür. Kendisine ödül olarak Thebai kralının kızı Megara verilmiştir. Bu kızdan üç oğlu olmuştur. Hera işe karışarak Herakles'i çıldırtmış, Herakles de karısını ve çocuklarını öldürmüştür. Suçlarından arınması için Miken kralının hizmetine girip, onun her istediğini yapması gerekmiştir. Kralın Herakles'e yaptırdığı 12 işe mitolojide Herakles'in 12 görevi veya işleri denir.


12 İş

Bu 12 iş şunlardır:

1-Nemean Aslanı'nı öldürüp, derisini yüzmek.
2-Lerna gölündeki Hydra'yı öldürmek.
3-Artemis'in kutsal hayvanlarından Kyreneia Geyiğini yakalamak.
4-Erymanthian dağında yaşayan büyük yaban domuzunu ağla tutmak.
5-Augias'ın ahırlarını bir günde temizlemek. (İki büyük ırmağın yataklarını değiştirip ahırlardan 6-geçirerek.)
7-Stymphalos'da yaşayan ve o bölgedeki insanların rahatını kaçıran kuşları Athena'nın yardımıyla kovmak.
8-Girit'e gidip Poseidon'un Minos'a verdiği azgın Girit Boğası'nı getirmek
9-Troya kralı Diomedes'in insan eti yiyen kısraklarını yakalamak. Bunun için önce Diomedes'i öldürmüştür.
10-Amazonlar kraliçesi Hippolyta'dan kemerini almak. Kemeri almak için kraliçe ile anlaşmış, ancak Hera'nın kışkırtmasıyla Amazonlar, Herakles'e saldırmış, Herakles de kraliçeyi öldürmek zorunda kalmıştır.
11-Okeanos'un bir adasında bulunan 3 gövdeli dev Geryoneus'un sığırlarını çalmak.
Hesperidler'in altın elmalarını getirmek. Elmaları almak için altın elma ağacını koruyan kızları ve daha da önemlisi onların ejderini geçmesi gerekiyordu. Bunun için Herakles altın elmaların koruyucusu olan kızların babası Atlas'a gider ama o da biraz kurnaz davranarak Herakles'le bir anlaşma yapar.
12-Hades'in ölüler ülkesini koruyan Kerberos adlı köpeği yeryüzüne çıkarmak.

KADIN




Kimi der ki kadın
uzun kış gecelerinde
yatmak içindir.
Kimi der ki kadın yeşil bir harman yerinde dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir. Kimi der ki ayalimdir. Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım. Yavrum, annem, karım, kız kardeşim hayat arkadaşımdır.

Nazım HİKMET




Yazı Müziği: [ Sezen Aksu - Gözlerine Göz Değmiş ]

14 May 2008

Bir ışık daha var, bu ışıklardan başka..


Sevgiyle yoğrulmamışsa yüreğin
Tekkede , manastırda eremezsin
Bir kez gerçekten sevdin mi dünyada
Cennetin cehennemin üstündesin

Bir sır daha var , çözdüklerimden başka
Bir ışık daha var , bu ışıklardan başka
Hiç bir yaptığınla yetinme , geç öteye !
Bir şey daha var , bütün yaptıklarından başka


13 May 2008

Seni Sevsem Kızar Mısın?

Seni sevsem kızar mısın ?
Nerden çıktdı bu diye sorma
Ben de bilmiyorum aslında
Önceleri bir arkadaşlık havasında
Sonrasında
Arkadaştan öte bakışlarla
Sana olan yaklaşımımla
Seviyorum galiba
Anla
Seni sevsem kızar mısın?

Aşkımı söylesem kızar mısın?
Neden diye sorma
Ben de bilmiyorum aslında
Zamansız bir duygu gibi
Birden oldu sessizce
Sebepsizce
Aşık oldum galiba
Anla
Aşkımı söylesem kızar mısın?

Yanında olsam kızar mısın?
Neden diye sorma
Ben de bilmiyorum aslında
Yanlış anlama
Arkadaşça değil aşıkça
En yoğun duygularla
Yanında olmak dediğim
Sevdiceğim
Senin kokunla
Ruhunla
Hep yanında
Anla
Yanında olsam kızar mısın?

Seni sevsem
Aşık olduğumu söylesem
Yanında olsam
Kızar mısın?
Evet biliyorum kızarsın.
Ne olur kızma
Anla
Bir garibim
Sessiz , sesi çıkmayan bir garip
Sonsuza kadar susacak bir garip.
Bunları söylesem kızar mısın?

Ciddden kızar mısın ?

anonim


Yazı Müziği [ Nurettin Rençber ]


YAĞMURLAR DİNMEDEN GEL

Yazı Notu:

Dün YÖN FM de dinledim.Takıldım kaldım.daha önce bilmiyordum.Ayıp olmasın diye de hemen öğrendim tabi :)) Üç Deniz Topluluğu söylüyor. şarkının tamamını bulamadım. :S sözler eksik olabilir.. Şimdi dilimde bu şarkı, kalbimde... hoşça kalın :)




Yağmurlar dinmeden gel
Tükenmeden dermanım
Sen gelirsen çiçeklenir
Dört bir yanım

Düzgarlar dönmeden gel
Yazılmadan fermanım
Yıllardır hasretinle
Tutuşur kanım

Ay karanlık olmadan gel
Karanfiller solmadan
Denizlerim durulmuyor
Sen olmadan...



Yazı Müziği:

12 May 2008

Yön

Sen bana bakma,
Ben senin baktığın yönde olurum.
özdemir asaf.
Yazı Müziği:

Amazonlar (Savaşçı kadınlar)

Amazonlar (Yunanca: Αμαζόνες): Karadeniz kıyısına yakın bir yerde yaşamış ve savaşçı olan kadınlardır. Aralarında hiç erkek bulunmayan bu kadınlar kendilerine ait bir devlet kurmuşlar. Ata binip savaş aracı olarak ok kullanırladı. İyi ok atabilmek için ise tek göğüslerini keserlerdi. Thermodon (Terme Çayı) kıyısında Themikyra şehrinde yaşarlardı. Savaş Tanrıçası Athena’ya taparlardı. Yunan mitolojisinde Amazonların Truva Savaşı'na katıldığı söylenmektedir. Anlatılanlara göre Amazon kadınları Truva'nın yanında Yunanlılar'a karşı savaşmışlardır. Amazon kraliçesi Penthesileia savaş sırasında Aşil tarafından öldürülmüştür. Bu savaş hikayesi Aşil'in Penthesileia'nın ölmeden önce maskesini kaldırması ile bir aşk hikayesine dönüşmüştür. Penthesileia'nın güzelliğini gören Aşil ona anında aşık olmuştur. Heredot'a göre yenilen Amazonlar rehin olarak alınmış ve gemilerle taşınmaya başlamışlardır; ama Amazon kadınları bir isyan çıkartıp geminin kontrolünü ele geçirmişlerdir. Dalgalar ile sürüklenen gemi Karadeniz'in kuzey kıyılarına İskit yerleşim alanına varmıştır. Burada İskitler ile evlenen Amazonlar uysal İskit kadınları ile yaşamayı reddedip ayrı bir ulus yaratmışlardır. Geçim kaynağı hayvancılık ve tarım olan bu topluluğun torununlarının yerleşim yerini, Heredot bugünkü güney Rusya olarak tarif etmiştir. Günümüzde hala Amazonlar'ın Truva'da bulunduğuna dair arkeolojik bir kanıt yoktur. Buna karşın Rusya'da Amazonlar olabileceğine inanılan Pagan Rahibe mezarlarına rastlanmıştır. Bu kadın mezarlarında ok uçları bulunmasını yansıra kadınlar savaşçı pozisyonunda gömülmüştür. Mezarda bulunan kadın ile genetik araştırmalar sonucu akraba olduğu kanıtlanan Moğolistanın batı tarafında yaşayan sarı saçlı Moğol yüzlü bir kız çocuğu bulunmuştur. Ayrıca Karadeniz'in kuzeyinden Avrupa ortalarına akınlar yapan Hun ordularının gerilerinde bıraktıkları ölüler arasında kadınların da olduğu bilinmektedir. Amazonların nerede yaşadığı kesin olarak bilinmese de araştırmalar ve söylentiler Güney Batı Rusya, Kafkaslar ve Karadeniz'in güney doğu kıyılarını işaret etmektedir.

kaynak: wiki
Yazı Müziği: [ SATARIAL-Hure Tod]

10 May 2008

GECE NÖBETİ

Daha az seviyorum seni..
Giderek daha az..
Unutur gibi seviyorum..
Azala azala..
Aramızdaki uzaklığın karanlığında..

Geceler kısalıp..gündüzler uzuyor öyle olunca..
Daha az seviyorum seni..
Kendini iyileştiren bir yara gibi..
Daha az..
Ve zamanla..

Sen geceyi tutuyorsun..ben nöbetini..
Uzak dağ kışlalarında..
Görmüyoruz birbirimizi..
Usul usul sis iniyor..
Kopmuş yollara..
Işığı hafif..uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin..
Bir çığ gibi büyüyorsun rüyalarımda..
Sevgilim sevgilim
Yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin
Nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da..

Artık daha az seviyorum seni..
Unutur gibi..ölür gibi daha az..
Yeniden ödetiyorum kendime
Onca aşkın öğretemediğini..
Kolay değildi..
Yalnızca sevgilimi değil..evladımı da kaybettim ben..
Kaç acı birden imtihan etti beni..
Bir tek gece vardır insanın hayatında..
Ömür boyu sürer nöbeti..
Bu da öyleydi..
İyi ol..
Sağ ol..
Uzak ol..
Ama bir daha görme beni..

Murathan Mungan

Yazı Müziği:

Yeniliş

Açılmamış bir şarap şişesiydim
Ki öyle kaldım
Acımı köpürtmedim
İçime sağdım
Gözyaşlarımı göstermedim
Ki sildim
Özgürlüğüm beni tutsak düşürdü
Başaramadım

İçimde kara kara bulutlar sallandı
Ki sallandılar
Dışarı yağamadım

Ve yenildim ve sustum.

Edip CANSEVER


Yazı Müziği :


9 May 2008

Bir Şehri Özlemek

Yazı Müziği:

Yandığım ateşlerden savrulan küller bile yanardı
Taşıdım yana yana en yaman zamanlarda sevdanı
Ölümün kol gezdiği o karanlık ve hain günlerde
Ağlayan çocukların sessiz çığlıklarında ben vardım

Işığım sensin ben sana koşan pervane
Hasretin yüreğimde muratsızım biçare
Yana yana döne döne divane

Mardin kapı şen olsun
Etrafın gül-ü bağ olsun

Seni yaman özledim Amedim

Acının tarihini yazsan da zulüm gelip sende soldu
Yollar ile ırmak gelip senin kalbinde buluştu
Hasretim gelip kederden düşlerine kardeş oldu
Newroz ateşleriyle yanıp sönen dağlarda ben vardım

Işığım sensin ben sana koşan pervane
Hasretin yüreğimde muratsızım biçare
Yana yana döne döne divane

Mardin kapı şen olsun
Etrafın gül-ü bağ olsun
Seni yaman özledim Amedim


Söyleyen : İlkay Akkaya

8 May 2008

Excalibur

Efsanevi Britanya Kralı Kral Arthur'un taşıdığı, Glaston Gölü ve Avalon Adası'nın Ladysi Vivien tarafından kendisine verilmiş olan kılıcın ismidir.

Excalibur hakkında iki efsane bulunur. İlkinde Robert de Boron'un Merlin adlı şiirinde "Sword in the Stone(taştaki kılıç)" olarak geçer, Kral Arthur kılıcı saplandığı taştan çekip çıkarır ve bu sayede gücünü ve hâkimiyetini ispatlar. Sir Thomas Malory'nin kaleme aldığı Kral Arthur efsanesine göre ise Kral Arthur Kral Pellinore'la dövüşürken kılıcı kırılır, gölün hanımı tarafından Kral Arthur'a başka bir kılıç, yani Excalibur verilir. Kral Arthur'un ölümüyle Sir Bedivere kılıcı göle atmış gölden yükselen bir el de kılıcı kaparak kaybolmuştur. Kral Arthur'un büyülü güçlere sahip kılıcı Excalibur Büyük Britanya'nın haklı egemenliğiyle de iliştirilir. Bu iki kılıç kimi yerde aynı kılıç olarak geçse de bazı kaynaklarda birbirlerinden farklı olduğu söylenir. Söylenenlere göre bu kılıç, yeryüzüne düşen bir meteorun madeninden yapılmıştır ve çekilir çekilmez otuz meşale yakılmış gibi düşmanların gözünü kamaştırması, güçlü kını sayesinde sahibinin ölümcül yaralar almasını önlemesi ve yaralanan yerin kanamaması gibi özellikleri vardır.

7 May 2008

Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın


Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın
Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın
Öylesine yıktınki bütün inançlarımı
Beni sensiz bıraktın, beni bensiz bıraktın.


Kürdîli Hicâzkâr (Düyek)

Bestekâr : Münir Nurettin Selçuk

Güftekâr : Ümit Yaşar Oğuzcan

6 May 2008

İskandinav Mitolojisi

Nors veya İskandinav mitolojisi, İskandinav insanlarının Hristiyanlık öncesi dinleri, inanışları ve efsaneleridir. M.Ö. 1000 yıl sonrasında, birçok avrupa ülkesinde Indo-Avrupa dili konuşuluyordu. M.Ö. ilk bin yılın ortalarında Alman kabileleri Güney İskandinavya ve Kuzey Almanya bölgesinde yaşamışlardı. Onların yayılmaları ve ilerlemeleri MÖ2.y.y. 'la kadar devam etti. Bu yüzden İskandinav ve Alman mitolojileri aynı temeller üzerindedir ve bir çok ortak noktaları vardır.Snorri Sturluson'un Eddası (1179-1241) bu efsanelerin çoğunu içerir. Mitolojinin yaratılış detaylarını çok çeşitli kaynaklara dayanarak sadece Snorri kaleme almıştır.

Başlangıçta boşluk vardı (Ginnungagup). Dünya daha var olmadan önce 11 nehir akan Niffleheim'da ölüm var oldu. Niflheim'ın güneyinde başka bir sıcak dünya daha oluştu; Muspell; Devlerin koruduğu yer. Devler buraya Stur yani Siyah dediler. Niflheim'ın nehirleri donmuştu. Bu nehirlere Ginnungagup dendi. Günün birinde Muspell'deki kıvılcımlar nehirlerin üzerine düştü ve nehirleri eritti. Erimiş nehirlerden oluşan damlacıklar Ymir'i şekillendirdi.Ve Ymir'in terinden diğer dişi ve erkek devler oluştu.

Yaratılış efsanesinin bir başka versiyonu daha vardır:

Eriyen damlalar en ilkel inek şeklini aldılar. Audhumla; sütüyle Ymir'i besleyen inek. Audhumla aynı zamanda tuz parçalarını yalayarak bu bloklara ilk insan şeklini verir. İlk insan Buri. Buri'nin, bir devin kızı olan Bolthor ile evli bir oğlu vardır; Bor. Bolthor'u Odin,Vili ve Ve birleşerek Bor'a uygun bir biçimde yarattılar.Ve şeklinden dolayı Ymir'i öldürdüler.Ve sonra iki tane ağaç yarattılar. Düşünen, nefes alan, duyan ve de görebilen iki ağaç... Bu ağaçlar insan ırkının ilk modelleriydi. Erkeğe Askr (ash tree => Kül ağacı), dişiye de Embla (Sarmaşık) dediler. Ardından Asgard'ı yarattılar. Tanrıların meskenini. Snorri diğer bir çok versiyonda kader ağacı Yggdrassil'den bahseder. Onun ne kadar ihtişamlı olduğunu, dünyanın merkezinde nasıl görkemli bir şekilde yükseldiğini tasvir eder. Ağacın altındaki kader feminen formu olarak tasvir edilir. Ve insan hayatının buradan başladığı düşünülür.

Bazı versiyonlarda da Tanrıların büyük meclisinin burada toplanıp kararlar aldığından bahsedilir. Bu ağaç üç köklüdür; Bu köklerden biri cehenneme kadar uzanır, diğeri devler ülkesine gider ve sonuncu kök de insanların dünyasına gider. Bütün dünyanın mutluluğu bu ilk ağaca bağlıydı. İskandinav tanrıları iki grupta toplanır; Aesir ve Vanir tanrıları. Aesir'in en önemli tanrıları; Odin, Thor ve bazende Tyr, Vanir'de ki önemli tanrılar ise Njord, Frey ve Freya dır. Vanir; Zenginlik , verimlilik ve doğurganlığı simgeler. Doğurganlığı sembolize eden toprak ve denizle sembolleştirilmiştir Vanir. Aesir; Diğer bütün değerlerle sembolleştirilmiştir. Odin bir büyücüdür, tanrıların şefidir ve tüm kahramanların başıdır. Thor, çekicin tanrısıdır ve havaya hükmeder. Bir çok hikayede bu ikili barış içinde yaşarlar ve birbirlerine yardım ederler. En önemli mitolojik hikayeler uzak geçmişte bir zamanda , Vanir ve Aesir arasında çok vahşi bir savaşın çıktığından bahseder. Bazı bilginler bu savaşın Alman ırkının diğer ırklarla karşılaşmasının bir yansıması olarak görürler. Georges Dumezil ve Jan De Vries, tanrılar arasındaki savaş ve bölünmenin Indo-Avrupa mitolojisinin bir parçası olduğunu ortaya çıkardılar.

Bilinen üçlü; sihirsel güçleri adilce kullanan Odin ve Thor tarafından yaratılmıştı.Tyr savaş tanrısı ve Vanir bolluk tanrısı beraberce hiyerarşiyi bozguna uğratmışlardı. İskandinav mitolojisinde Odin ve Thor arasındaki çelişki, bütün tanrılık statülerinin Vanir'de kalmasıyla başladı. Aesir'e bir kadın olan Gullveig'i (Altın sarhoşu) göndererek yalvardılar. Daha sonra da savaş çıktı. Her iki tarafta tükendikten sonra, iki taraf kendi grup üyelerini değiş tokuş etti. Vanir Njord ve oğlu Frey'i ,Aesir ise Mimir ve Hoenir'i verdi. Bu geçici barış tüm tanrıların toplanarak Kvasir' i yaratmalarıyla kutlandı. Kvasir barış ve mutluluğun sembolü daha sonra kurban edildi. Ve kanından tanrılar için bir içki yaratıldı. Böylece Kvasir Tanrıları sarhoş eden ve ozanlara ilham veren bir içecek olmuştu.

Önemli bir başka mitolojik efsane de Balder ve Loki'yi anlatır. Odin'in oğullarından Balder burada akıl, sevgi ve bilginin tanrısı olarak karşımıza çıkar. Cennette Glitnir denilen bir yeri korumaktadır. Her türlü anlaşmazlıkta bütün tanrılar onun adaletine güvendiklerinden ona gelirler ve burada Balder'in adaleti sağlaması beklenir.Ve Balder adaleti yerine getirir. Loki Aesir tarafından evlat edinilmiş bir devdir. Loki ve Odin aralarında bir dostluk antlaşması yapmışlardı.Bir gece Balder kendi ölümü hakkında çok rahatsız edici bir rüya görür.Annesi Frigg, su, ateş,doğadaki bütün elementlere ,kuşlara ,canavarlara ,toprak ve taşlara, Balder'a zarar vermemeleri için yemin ettirir.Böylece Balder Ölümsüz olur. Bundan sonra Aesir Balder'ı ortalarına alıp onunla eğlenmeye başlar. Ona küçük ok, taş vs. şeyler atarlar. Bu yeminden dolayı Balder sadakatsizliklle karşı karşıya kalmıştır. Loki bu dramayı görünce merak eder ve kadın kılığında Frigg'in yanına giderek ona neler olduğunu sorar. Frigg de ona yeminden bahseder ve yeminin içine katılmayan tek şeyin ökse otu olduğunu da sözlerine ekler. Bunu duyan Loki hemen Aesir'e sunulmak üzere ökse otu getirir. Bunu kör tanrı Hoder'e kendi isteği ile verecek ve böylelikle Balder'a acı çektirme oyununa o da katılabilecektir. Balder'a ökse otundan yapılmış ok atılır ve Balder ölür. Aesir bu olayın suçlusundan intikam almak ister ama bulundukları yerin kutsallığından dolayı bunu yapamazlar. Balder Hel'e gidecektir,yani tüm ölülerin gittiği yere çünkü o bir savaşçı değil ve bir savaşta ölmemiştir dolayısıyla da kahramanların yeri olan Valhalla'ya gidemez. Balder Hel'den ancak Odin onun çıkmasına izin verdiğinde ve aynı zamanda yaşayan ve ölü olan her canlının onun için göz yaşı döktüğü zaman çıkabilecektir. Aksi takdirde sonsuza dek orada kalmaya mahkum olacaktır. Bu kehanet üzerine Aesir bütün dünyaya elçiler yollar.Doğaya, insanlığa, tanrılara ve onlara Balder için göz yaşı dökmelerini emreder. Bunu tüm yaşayanlar kabul eder. Tabii ki Devlerin kraliçesi Thork (kılık değiştirmiş Loki) hariç. Ve ağlamamak için de kesin kararlıdır. Aesir Thork'un Loki olduğunu farkettiğinde ,onun bu şeytanca oyunlarına son vermesi için zincire vurur.

Kehanete göre Loki bir gün bir şekilde zincirlerini kıracak ve bu bütün şeytanların canavarların ve devlerin tanrılara karşı olan büyük savaş Ragnarok'ta kaybedeceğinin işareti olacaktır.Ragnarok'ta Odin kurt Fenrir tarafından yenilir. Daha sonra da Fenrir Odin'in oğluVidar tarafından öldürülür. Bu olaydan sonra tanrılar arasındaki korkunç savaşlar başlar. Tanrı Heimdall ve Loki karşı karşıya gelip birbirlerini öldürene kadar savaşırlar. Ve daha sonra Dünya bir ateşle yok edilir. Evren denizin dibine batmaya başlar. Bu son tekrar doğuşla kendini devam etirir. Dünya denizden tekrar yükselir, yeşillenir, bitkilerle dolup taşar. Aesir'in ölü oğulları Asgard'a geri döner ve atalarının yolunu izlerler.

trwiki.



Yazı Müziği:


Any Dream Will Do Video

5 May 2008

Boşuna

Sen yoksun.........
Boşuna yağıyor yağmur...
Birlikte ıslanmayacağız ki.....
Boşuna bu nehir......
Çırpınıp pırpırlanması.....
Kıyısında oturup göremeyeceğiz ki...
Uzar uzar gider..
Boşuna yorulur yollar..
Birlikte yürüyemiyeceğiz ki..
Özlemlerde ayrılıklar da boşuna
Öyle uzaklardayız..
Birlikte ağlayamayacağız ki
Seviyorum seni boşuna..
Boşuna yaşıyorum
Yaşamı bölüşemiyeceğiz ki ...


aziz nesin.

Hades

Yunan mitolojisinde adı pluto olan yunan yeraltı dünyası tanrısı. zeus yeryüzünün hakimiyetini sağlarken o yer altı ile ilgilenir. insanlar ve tanrıların sevmediği, sert ve zalim bir tanrıdır. karısı persephone ile gölgeler halinde dolaşan, ölülere hükmeden yer altı dünyasında yaşarlar. diğer tanrılardan farklı olarak şölenlere katılmazlar.

vergulus’un tanımına göre hades insanlara rüyalar gönderir, bu rüyalar boynuzlu kapıdan geçerse iyi rüya, fildişi kapıdan geçerse kötü rüya olurlar.
simgeleri: kerebos adında köpeği vardır. kornikopya bereketin simgesidir.
adının sık geçtiği tek bir öykü vardır o da kızı persephone ilgi olandır.

hades, görünmeyen anlamına gelir. başındaki başlık sayesinde görünmezdir. aynı zamanda hades, ölüler ülkesinin adıdır. tartaros ve erebos olmak üzere ikiye ayrılır. insanlar ölünce önce erebos’a gider. sonra yeraltının en derin yeri olan tartaros’a. erebos’ta bekleyen ihtiyar kayıkçı kharon ölüleri kayığına bindirerek tartaros’un kağısına götürür. kapıda içeri alan ama dışarıya bırakmayan üç başlı, ejder kuyruklu kerberos köpek bulunur. ölüler önce 3 yargıcın önüne çıkartılır. bu yargılama sırasında iyiler mutluluk içerisinde yaşayacakları elysion kırlarına gönderilir. kötüler ise sonsuza dek yaşayacakları tartaros’ta kalırlar.
hades ülkesini dünyadan ayıran 3 ırmak vardır. ateş ırmağı, unutuş ırmağı ve tanrıların adına yemin ettikleri kutsal ırmak.



Yazı Müziği:

3 May 2008

HARMANA SERERLER SARI SAMANI

harmana serdiler sarı samanı
hiç bitmiyor emirdağ'ın dumanı -da kara dumanı-
gel otur yanıma benim sevdiğim
ayrılık mı olur harman zamanı -da yayla zamanı-

çeşmenin başından işmar edersin
seni sevdiğime pişman edersin -de pişman edersin-
ne dedim ki anan ile babana
beni çatallı'ya düşman edersin -de düşman edersin-

emirdağ'lan çatallı'nın arası
çekilmiyor ayrılığın yarası -da yaman yarası-
ne dedim ki kömür gözlüm ben sana
yine geldi ayrılığın sırası -da yaman sırası-





Yazı Müziği: [ musa eroğlu ]

Bu gün var olan neyin nesi?




Bu gün benim gibi sevdalı varmı?
Bu gün benim gibi deli?
Yerlere serilmiş yüreği kan içinde.
Ben değilsem kim şu adam?
Bir zamanlar vardım , ben bendim.
Bu gün var olan neyin nesi?
ömer hayyam

2 May 2008

Drakula (Dracula) ?

VLAD DRACUL

1400’lü yıllarda yaşamış bir Romanya hükümdarıdır.Yani tamda Dracula isminin çağrıştırdığı gibi Transilvanya’yıda içine alan bir bölgeyi yönetmiştir.(Transilvanya’nın kelime anlamı “Ormanın ötesindeki ülke”dir.Bu bölge için Avrupada bir zamanlar “Siebenbürgen” ismide kullanılmıştır.
Bu noktdan sonra Dracula isminin nereden geldiğini açıklayabiliriz; Asıl kahramanımızın babası Vlad 1431 yılında Nünberg’te yapılan bir toplantıyla amacı kutsal Roma-Germen imparatorluğunu korumak ve Katolik mezhebini yaymak gibi amaçları olan Ejderha Tarikatına kabul edilir.(Buradaki “tarikat” kelimesinin bizim bildiğimiz anlamından daha farklı bir anlam taşıdığına dikkatinizi çekmek istiyorum)Pekte küçümsenecek bir olay değildir bu, çünkü bu tarikatın tüm üyelerinin sayısı 24’ü geçmez, ve tüm üyeler soylu kişilerden oluştuğu için bu tarikata kabul edilmek Vlad için kuşkusuz büyük bir onurdur.Ejderha tarikatının üyelerine ölene kadar boyunlarında taşıyacakları, değerli taşlardan yapılmış ejderha şeklinde birer kolye (öldüklerinde de mezarlarına konulacaktır) ve biri yeşil biri siyah iki pelerin verilir.
Yıllar sonra Vlad ülkesine dönüp tahta geçtiğinde onun Ejderha Tarikatına üye olduğunu bilen az sayıdaki kişi ona Dracul (ejderha) ismini takarlar.Tarikattan habersiz olanlar ise Vlad’ın kalkanındaki ve bastırdığı sikkelerdeki ejderhalara bakarak ona aynı ismi takarlar.
Daha sonra Vlad’ın çocukları olduğunda onlarada Dracul’un oğlu anlamına gelen Dracula ismi verilir.
Vlad Dracula’yı günümüze taşıyan şey ise caniliĝi,ülkesi için savaşırken sergilediĝi dehşettir.
Hepsinin arasında en çok göze batan tutkusu kurbanlarını kazığa oturtmasıdır.(Kazıklı Voyvoda ya da Lord Impaler isimleri buradan gelir)İnsanları asmak ya da kafalarını uçurmak yerine kesinlikle daha acı verici olan bu yöntemi kullanıyordu.Kurbanların çoğu sivri kazıkların üstüne oturtuluyor bazıları ise karınlarına ya da sırtlarına batacak şekilde kazıkların üzerine bırakılıyorlardı.

Yinede bu Dracula’nın caniliğini sergilediği tek alan değildi; Bir gün Vlad’ın sarayına (daha doğrusu şatosuna) İtalyan elçiler gelir ve huzuruna çıkmak isterler.Elçiler içeri kabul edilir ve saygı gereği diz çöküp şapkalarını çıkarırlar ve Vlad Dracula’nın önünde başarını eğerler.Ama o zamanki gelenekler göre İtalyanlar şapkalarının altına küçük takkeler giymektedirler ve Vlad’ı selamlarken bunları çıkarmazlar.Dracula başlarındakinin ne olduĝunu ve niye çıkarmadıklarını sorar.Elçiler ise bunun bir gelenek olduĝunu ve eğer Dracula bu geleneğe saygı gösterirse sonsuza dek onun hizmetinde olacakları ve gittikleri tüm ülkelerde Vlad’ın ne kadar iyi bir hükümdar olduĝundan bahsedecekleri cevabını verirler.Bunun üzerine Dracula ayağa kalkar onların bu geleneğini tanıyacağını ve daha da geliştireceğini söyler.Elçilerin yanına gediğinde elindeki çivileri teker teker takkelerinin üstünden elçilerin kafalarına çakar

Darcula'nın bir diyer caniliği ise bir gün ülkesindeki tüm fakirleri dilencileri toplayıp bir yemek werir kendisi bu yemeğe katılmaz herkez geldikten sonra yemek odasının kapılarını kapattırıp herkesi yaktırır

Darcula’nn Kazığa oturtma tutkusuna karşı uzmanlar tek bir konuda birleşiyorlar; iktidarsızlık.Ve bu savı destekleyen başka bir dehşeti ise :Cariyelerinden biri bir gün Vlad’ın bu yönüyle alay eder.Bunun üzerine Dracula bıçağını çeker ve kadının vücudunda bacaklarının arasından başlayıp göğüslerine kadar uzanan bir yarık açar.Ve “Tüm dünya ne kadar ileri gidebildiğimi görsün” der


Yazı Müziği.

1 May 2008

Marduk

Marduk (Akadça'daki Sümerce yazılışı AMAR.UTU (güneşsel dana), İncil'de Merodach), antik Mezopotamya'daki geç dönem tanrılarından birinin adı. Babil şehrinin baş tanrısıydı; Hammurabi zamanında Babil, Fırat vadisinin politik merkezi olduğunda, Babil panteonunun başı olarak Marduk'a tapınılmaya başlanmıştır. Babil yaratılış destanı olan Enûma Eliş'te tanrıların en büyüğü ilan edilmiştir.

Lakabı “Büyük Efendi, dünyanın ve cennetin efendisi” idi. Gücünün, her zaman fakir insanlara yardım etme ve kötüleri cezalandırmada kullandığı bilgeliğinde saklı olduğuna inanılırdı.

Mardok olarak okunabilir.bereket tanrısdır ve sembolu mer-doğ (bağ belidir)ileriki tarihlerde bu mazda olarak değişecektir.Bu tanrıya inanalardan biride mardailar yani Mardinlilerdir (Merd-inliler). Daha sonra (r fonetiğinin düşmesi ile) Medlere dönüşmüş olma ihtimali vardır.

kaynak: Wikipedi




Yazı Müziği: [ NOVA NOVA TONES ]