26 Ara 2010

düş bitmeden sen bitme




bitme! bak, içtim, yürüdüm,kederlendim
denize girdim, üşüdüm, sana geldim

düş bitmeden sen bitme
bitmeden sevgi gitme

bitme! bak, koştum, savruldum, hep örselendim
cigara ziftlendim ille de seni sevdim
uzaklarda öyle çok kederlendim

günler bitmeden bitme
bitmeden hasret gitme

Yılmaz ODABAŞI.

2 Haz 2010

ESKİTİLMİŞ EVLERİM


Hırçın rüzgârda kırılan ateştin.
Aynılaşan bulutların bıraktığı,
Korkulu yağmurdu sözcükler…

Bir kervan düşer yollara,
Amansız sancıların ardında,
Kör hücremi aydınlatan,
Bir tutam ışık da bulurum seni…

Ah gece,
bırak kendi sularıma döneyim.
Bak yine sana sızar kuşlar,
Üşürsün gece bilirim,
Kırılan umudun aynası üşür…
Hani yokluğundaki yollara çıkar,
bütün sözcükler…

Her mahkeme de kalemi kırılan bir dilin…

Toprağın soyluluğuna düşerdi acı…

Sonra
—acı, ilk toprağa düşerdi,
Sonra
—gökyüzüne,
Sonra
—suya,
Ve
—güneşe…-

Bizi ısıtırken acıyla yoğururdu, bilmezdi…

Düşlerimizi bıraktık,
Bir de eksilttiğimiz evlerimizi…

Kendi sesinden ürken bir hüzünle
Düşüyordum geceye…
Bir göl’ün kıyısında,
belki üşüyorum…
Belki,
Birçoklarınızın hüznünü taşıyorum mısralarıma
Tüm hepinizin intiharlarını koparıp başucunuzdan
Ölüyorum…


Gökhan Tuç - Kasım 2007—Van

Ben Uyandım Bir Aşk Demekti Bu Dünyada (Rondo)


Ben uyandım bir aşk demekti bu dünyada
-Sesin, bir gülü bırakmak gibi bir şeydi.
Karaydım, kâğıt gibiydim yaşamalarda
Adım görseniz her gün o denizlerdeydi
Bin yıl bir M sesiydim aşağı Mısır'da.

Ben vurdum sevilere belli değil miydi
Bin yıl seni açtım işte yalnızlığımda.
Ne zaman aydınlığında adım geçti miydi
Bir aşk demekti bu dünyada.

Bir zamanlar yalnızlık güzeldi Mısır'da
Seninle yepyeni bir göktü gidilirdi
Baktım mı, büyürdü bir zambaktı anımda
Şimdi bir gölgedir uzar ovalarımda
Böyle uyanırdım ya uyanmak değildi
Bir aşk demekti bu dünyada.
ilhan berk.

21 Mar 2010

ÖMRÜMÜZ HER MEVSİM AYNI SONBAHARI YAŞARDI


SONBAHARA SON KALA


Nerde kimsesiz zamanlar,
Dalgalarla boğuşan rüzgarlar nerde..?
Bir meltem esintisiyle mi kaybetmiştik gündüzleri
Gecenin en arsız hırsızları oluvermiştik.
Dolaştık da hayatın ve sevdaların korkuluğuna.!
Bütün pencereler kapanırken bir bir…

(çingenelerde kavga ederlerdi en ortasında mahallenin…)



Sonra suskunluğun hıçkırıkları duyulurdu,

Güneşe küsen bir kuş, geceye yanaşırdı.

(ölüler yataklarında hiç de rahat değillerdi.)

Bilirdik, ışıkların altında ısınamayacağımızı,

Hayaller kurardık üşümeyeceğimizi düşünerek,

Yanıldık…

Çok sonra anlasak da, tutunacak bir dal kalmamıştı..

Eylüldü…


(geceye sızmaya çalışırken kuşlarda vuruldular

Bir bir.)

Hiç binemediğimiz vapurlar ve

Dokunamadığımız yapraklar

Kimsesizdi artık…

(olmamıştı hiçbir bahar bizim.)



Yollara düşen kervanlara anıları çarpmıştı.

Bir bir eksilirken türküleri,

Kurumuştu kuyunun suyu.

(çingeneler hala kavga ederlerdi mahallenin ortasında.)

Yüzünü görürdüm, demir parmaklıklar ardında,

Silüetin küflü duvarıma gülümserdi.

Üşürdüm, dört adımda biten koğuşumda,

Yollara düşen arsız yüreğimi anımsardım,

Bir çocuk yorgunluğumda.


(geceye sızmaya çalışırken bende vuruldum,

Kanatlarımda; gök mavi, ay yeşil ve

Hüznün bir mabedde yalnızlığı kaldı…)



--- Gökhan TUÇ---

27 Oca 2010

ŞAHİN’E AĞIT



ŞAHİN'E AĞIT

(Yarım kalmış bir gülümsemeyle

yitirdiğimiz sevgili Şair Ferit ŞAHİN’E)


Yitirmediklerinin avuçlarında

Bir bebek kokusu bırakıp,

Yıldızlar eşliğinde

ve daha yeni devirmişken otuz beş yaşını,

Bir poyrazın ucube esintisine kapılıp

gittin…

Kan yağıyor gökyüzünden,

Gökyüzü bugün sana ağlıyor.!

Duyuyor-

-musun..?

Kime bıraktın bilmem ki umutlarını.

Yakışmadı sensizlik dağlarına,

Kalemine kimse yakışmadı…


Güneşi avuçlattırdığın

Binlerce çocuğun öksüz kaldı,

Şiirlerin tutanaksız kaldı,

Ben, bıyıklarına saldığın gülüşe

Hasret kaldım…

Biliyor -

-musun…?


Renksiz rüzgârlarda eserken zaman,

İs lekesi kaldı gömleğinin kollarında,

Bir kadının yüzünden,

Gömleğine düşen sarı saçları kaldı…

Yitip giden Devrimlerin isimsiz sancıları kaldı…

Gece kuşatılmış yollarda haykıramadığın ağıtlar sindi; göğe

*Atkıran’a ağıtlar sindi

Duyuyor-

-musun…?

Mem ile Zin’i düşlüyorsun,

Siyabend ve Xece’yi

CembelÎ ve Binevşa Narin’i

Ferit ile Selma‘yı

Tatvan - Adilcevaz yolunda,

Sabri dayıyı düşlüyorsun…

Düşlerine bir parça gözyaşın karışıyor

Görüyor-

-musun…?

Gecikmiş bir vapur tek yolcusuyla giriyor Tatvan sınırlarına,

Sen gecikmişliğinin arkasına sakladığın

Cigarandan yanarken,

Artık saçlarına hüzünle karışık aklar düşmüş

Bir kadın geçiyor kara sularından,

Kaçak sevda yüklü,

Sevdaya kaçak...

Görüyor-

­-musun…?

*Atkıran: Sivas-Zara’nın bir köyü

Gökhan TUÇ