29 Ağu 2008

Kolcu (Ranger)


Zindanlar ve Ejderhalar sisteminde bir sınıf.

Doğanın koruyucusu olan ve doğayla iç içe yaşayan kolcular, yıllarca yaşadıkları bölgelerini avcunun içi gibi bilir. Bu sayede sahip oldukları iz sürme mahareti ve sessiz hareket etme becerisi üstün savaş yetenekleriile birleşince düşmanlarını kolayca alt edebilirler.

Bu sınıf, Zindanlar ve Ejderhalar sisteminin farklı basımları arasında en çok değişim gösteren sınıflardan biridir.

Kolcu Karakterler
Muhtemelen bu sınıfın temeli, Yüzüklerin Efendisi'ndeki Yüzük Kardeşliği'nin bir üyesi olan Aragorn'a dayanır. Meşhur "Zenginden alıp fakire verme" düsturunun sahibi Robin Hood'un kökeni Aragorn'dan çok daha eskiye dayansa da fantastik edebiyat karakterleri arasında en önemlilerinden biri olan Aragorn, bu sınıfa ilham kaynağı olmuştur denilebilir.

Robert Anthony Salvatore'nin romanlarında yer alan en ünlü karakterlerden biri olan drow kolcu Drizzt Do'Urden, sınıfın oluşumuna olmasa da gelişimine büyük katkıda bulunmuştur. Özellikle sistemin üçüncü basımında eklenen çift silahlı dövüş maharet seçeneği, popüler drow kolcudan açık bir esinlenmedir.

25 Ağu 2008

HEYBEMİN GÖZÜNDEKİ TUTKULAR



........

Sana alafranga şiirler değil



Fistanındaki çiçekler gibi türküler demeliydim


şemsi belli.

İLK ÖPÜŞ



...............

Hiç de öpüşmek niyetimiz yoktu
Yoktu ama, ya o tatlı gizlenme.
Bir ateşi körüklüyordu içerden
Ne oldu, ne olmadı... bilmiyorum
İçimde bir gıdıklanma oldu birden

Önce elini tuttum... sonra omuzlarını
Aaah!... o fısıltı halindeki gizli itiraz.
-Yapma ne olursun bir gören olur.
-Hayır! kimse görmez... beri gel biraz!

.................


şemsi belli.

21 Ağu 2008

Ah Bir Ataş Ver


Ah bir ataş ver cigaramı yakayım
Sen sallan gel ben boyuna bakayım

Uzun olur gemilerin direği
Ah çatal olur efelerin yüreği
Yanık olur anaların yüreği

Vur ataşı gavur sinem ko yansın
Arkadaşlar uykulardan uyansın

Uzun olur gemilerin direği
Ah çatal olur efelerin yüreği
Yanık olur anaların yüreği
...
Yazı Müziği: [ cem adrian - ah bir ataş ver ]


19 Ağu 2008

Kutlama

Memleketime çoktan bahar gelmiştir
Başakları şimdiden göğe ermiştir
Dağlarını gelincik basmıştır
Yer, gök ve yürek çiçek açmıştır

Kirazlar olmadan tez vakitte
Asmanın sürgün veren dallarında
Nergisin, zerenin taç yapraklarında
Seninle baharı kutlamaya geliyorum

Başımı omzuna yaslamaya

Hayata yeniden başlamaya

Bağında, bahçende, pınarlarında

İçimi yıkamaya geliyorum

Caddelerinde kızlarla oğlanlar
Oynaşıyordur şimdi, ah! hem de nasıl
Başlayan, biten, tazelenen aşklar

Başlıyor ömrümüzde

*Kutlama - Sezen Aksu*

Özgürlüğün Resmi


Babası İspanya'nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkumdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her haftasonu annesiyle birlikte babasını ziyaret ederdi.Yine bir ziyaretinde babası için çizdiği resmi yanında yanında götürdü. Hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı. Bu sebeple küçük kızın kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı....

Çok üzülmüştü küçük kız...Babasına söyledi üzüntüsünü, hafifçe içini çekerek. O da "üzülme bitanem, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine de dikkat et olur mu?" dedi.

Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti. Babası keyifle resme baktı ve sordu: "Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki bu benekler de ne? Portakal mı?

Küçük kız babasına eğilerek, sessizce:
"Hişşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri!....."

alıntıdır..

Doğadan doğal renkler







18 Ağu 2008

Aşk Bu Gece Şehri Terk Etti




Yaz çocuk bu gece
İsmimi yollarına bu kente
Anlat ne demekmiş kazı caddelere
Aşk bu gece şehri terketti

Çal cocuk bu gece
Sehrin tüm kapılarını hüzünle
Islak kelebekler bırak ellerine söyle
Aşk bu gece şehri terketti

Kal duymayı bekledi
Git duymayı degilde
Sadece sevilmeyi istedı
Bu onun suçu değildi

Döküldü bu gece
Yagmur gozlerıne elıne yuzune
Al ısıt ellerın cok soguk kapat gögsüne
Çarpıyor yuzune rüzgar ellerıne sacının telıne
Sev onu kalbi çok çok soğuk ısıt göğsünde

Kal duymayı bekledi
Git duymayı değillde
Sadece sevılmeyı istedi
Bu onun suçu değildi

Döküldü bu gece
Yağmur gozlerine eline yüzüne
Al ısıt ellerin cok soğuk kapat gögsüne
Çarpıyor yüzüne rüzgar ellerine saçının teline
Sev onu kalbi çok çok soğuk ısıt göğsünde



Söz: Cem Adrian
Müzik: Cem Adrian
Albüm: Aşk Bu Gece Şehri Terk Etti

Yazı Müziği : [ Cem Adrian : Aşk Bu Gece Şehri Terk Etti ]




15 Ağu 2008

Apollon


Apollon, mitolojide müziğin, sanatların ve şiirin tanrısıdır. Ayrıca kehanet yapan, bilici tanrıdır. Zeus ve Leto'nun oğlu, Artemis'in ikiz kardeşidir.

Altın bir lir çalar. Gümüş yayıyla oku en uzağa o atabilir; okların tanrısıdır. Tıbbı insanlara o öğretmiştir; hekimliğin tanrısıdır. Asla yalan söylemez; ışığın ve gerçeğin tanrısıdır. Kutsal ağacı defne, hayvanları yunus, atmaca, kuğu ve kargadır. Lakapları "okçu", "Likya'lı" ve Latince'de yırtıcı kuşlara ilişkin olarak kullanılan, "yırtıcı" anlamına gelen "Vulturus"dur. Olymposluları altın liriyle eğlendiren, çok uzaklara ok atabilen, hastaları iyileştiren, iyileştirme sanatını hastalara ilk öğreten gümüş yayın efendisi okçu Tanrı olarak Yunan şiirlerine geçmiştir. Aynı güneş ışınları gibi Apollon'un okları da hem hasta edici hem de iyileştiricidir. Bu yüzden güneşle de özdeşleştirilmiştir.

Kutsal ağacının defne olmasının nedeni, nehir perisinin kızı Daphne'dir. Apollon Daphne adlı nympheye hayrandır. Fakat Daphne, bakire kalmaya yemin etmiştir. Peşine düşen Apollon'dan kaçabilmek için Artemis'ten kendisini saklamasını ister ve orada bir defne ağacına dönüştürülür.

Orfe öğretisinde sezgi, ilham ve vicdanın sembolü olan Apollon'dan Yunan mitolojisinde sık sık “Lykya’lı olarak söz edilir. (Likyalı sıfatının kökeni Luvi dilinde ışık anlamına gelen, kurt anlamındaki “lyk” sözcüğüdür ki, sözcük Latincede lux biçimine dönüşmüştür. Apollon adının aslı, bir iddiaya göre, Etrüsk dilinde bir ilahı belirtmek üzere kullanılan Aplu, Apulu, ya da Aplum adıdır.)

Yunan mitolojisinde Apollon'un yaptığı sayısız işlerden bazıları şunlardır:

Apollon, adını Pythia adlı kahinelere verecek olan Python ejderini bir mağarada ya da yeraltı yarığında öldürür ve öldürdüğü yerde Trakyalı Orfe Delf inisiyasyonunu başlatır.
Zagreus’un kemiklerini Apollon Delf’e gömer: Zeus’un buyruğu üzerine musaların (müzler) yardımıyla Zagreus’un parçalarını bir araya getirir. dünya’nın merkezi yakınına gömer.
Hermes’e sihirli bir altın asa verir. Hermes ateş çıkartabildiği bu asa sayesinde habercilerin efendisi olur.
Üç uçlu yabayla yaptığı bir hareketle yunusu göğe bir takımyıldız olarak yerleştirir.

13 Ağu 2008

ŞU GİDEN GEMİ BENİM OLSUN YAKARIM YANGINIM OLSUN


kalbim sana ne yaptım sen beni yaktın bir zalime
Çaldı gitti elimden yılları koyamadım yerine
Kafesinden kaçıp kuş gibi yine geri dönerdi
Sevdiğini hiç söylemedi bazen çok döverdi
Şu giden gemi benim olsun olsun
Yakarım yangınım olsun olsun
Yedi cihan gülsün halime Yeter yanımda olsun
Duydum birini vurmuş firari
Sacların kan kırmızı
Dışarda kış beyazı kar sesi ayrılık ayazı
Hayat bir denizmiş kirlenir
Benim kalbim çok temiz
Nasıl gecerse gecsin gündüzüm
Mutlu bitsin gecemiz..
Benim sevdam dile düşmüş olsun
ateşinle alem tutuşmuş olsun
Yedi cihan gülsün halime
Mutluluk benim olsun...
Şu giden gemi benim olsun olsun
Yakarım yangınım olsun olsun
Yedi cihan gülsün halime yeter yanımda olsun...
Ezginin Günlüğü

8 Ağu 2008

Bir Günün Sonunda Arzu



Yorgun gözümün halklarında
Güller gibi fecr oldu nümayan,
Güller gibi...sonsuz, iri güller
Güller ki kamıştan daha nalan;
Gün doğdu yazık arkalarında!

Altın kulelerden yine kuşlar
Tekrarını ömrün eder ilan.
Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
Alemlerimizden sefer eyler?

Akşam, yine akşam, yine akşam
Bir sırma kemerdir suya baksam;
Üstümde sema: Kavs-i mutalsam!

Akşam, yine akşam, yine akşam
Göllerde bu dem bir kamış olsam!

/ Ahmet Haşim

Yazı Sözlüğü:

fecr olmak = tan yeri ağarmak
nümayan olmak = ortaya çıkmak
nalan = inleyen
kavs-i mutalsam = tılsımlı yay

Dryadlar - "meşe ağacı"


Yunan mitolojisinde ormanlarda yaşayan ağaç perilerine verilen isim olup Yunanca "meşe ağacı" kelimesiyle ilişkilidir. Ormandaki her ağacın bir dryad'ı olduğuna inanılır, ağaçları korumak gibi görevleri vardır. Dryadlar, diğer ağaç perileri olan hamadryad'lardan farklıdırlar. Dryadlar, insanlarla ilişki kurup, çoluk çocuk sahibi olabilirler. Hamdryadlar'ın ömrü ise yaşadıkları ağaçların ömrü kadardır ve ağaçlarından ayrılamazlar. Kısacası ağaçla doğup ağaçla ölürler ama aralarında ölümsüz olanlar da vardır, Orpehus’un eşi Eurydike bir dryad’dır. Eski Yunan'da halk arasında dryadlara olan inanış çok yaygındı hatta ağaç kesmek için din yetkililerine başvurup, dryadların bırakıp gittikleri ağaçları seçerlerdi… Dryadlar, Hamadryadlarla kardeşlerdir, tek farkları hamadrayadlar gibi ölümlülere ceza vermemeleridir.

7 Ağu 2008

BİR KADINI BEKLEMEK



Bir kadının bana gelecek olması, bir rüzgarı geçerek
Bir şarkıyı geçerek, saçlarının uçuşunda
Bir kadının bana gelecek olması, bir ömür geçecek

Aşkın buruk tadında, buluşması iki yalnızlığın
Bir akşamı geçecek

Belki de dağılan sesleri hüznün ve akşamın
belki de
Bir kadını geçecek

Bir kadını bekliyorum
Eteklerini ve saçlarını uçurarak gelecek…

ATAOL BEHRAMOĞLU

Bir tutam özgürlük, kus gibi bulutlarin üzerindedir






Flying Dutchman


Denizcilik efsanelerinde hep adı geçen uçan hollandalı,fırtınalı havalarda ümit burnu civarlarında gezinen ve gemileri felakete sürükleyen hayalet geminin adıdır.jal'in"scenes de la vie maritime"isimli resimlerine göre,hollandalı bir kaptan,fırtınadan korkan mürettebatının geri dönmek istemesine rağmen burnun çevresinde seyretmekte ısrar eder.güvertede bir anda bir görüntü ortaya çıkıverir ve kendisinin tanrı olduğunu söyler.hollandalı bu görüntüye saldırır ve varlığı lanetler.bu olaydan sonra,kaptan burnun çevresinde kıyamet günü'ne kadar dolaşmaya ve denizcileri ölüme götürmeye mahkum edilir.bu şanssız denizci,edebiyat ve müzikte sık sık yer almıştır.coleridge'nin şiiri "the ancient mariner(eski denizci)",hayalet bir gemiden;wagner'in operası "der fliegende hollaender"de (uçan hollandalı) bu talihsiz denizciden söz eder

5 Ağu 2008

Kaz Dağı (ida) ve Sarı Kız Efsanesi


İda Efsanesi Edremit Körfezi’nin kuzeyindeki Kaz Dağı’nın mitolojide önemli bir yeri vardır. İlk güzellik yarışması burada yapılmıştır, Baştanrı Zeus, Ganimedes’i bu dağdan kaçırmış; Paris, İda’da büyüyüp evlenmiştir. Troya Savaşı da tanrılarca buradan izlenmiştir.

Zeus, Girit’teki İda Dağı’nda Anadolu’nun matriyarkal tanrısı olan Kybele tarafından doğurulmuştu. Anadolu’nun ikinci bir İda Dağı’nda, karısı Hera ile evlenmişti. Güya toprağı ilkah edici yağmur, orada toprağa kavuştu. İda Dağı güney Frigya’da Koca Katran Dağları denilen bir dağ zincirinin en yüksek zirvesidir. İlyada da hep “Ana İda” veya “Çok Pınarlı İda”, diye anılır. Zeus Truva Savaşı’nı bu tepeden seyreder. Skamander (Küçük Menderes) nehri oradan akmaya başlar.Güya bir gün Herkül çok susamış ve İda Dağı’nın eteğini kazmış. İşte o zaman Skamander akmaya başlamış. Onun suyunda ayışığında yıkanan kadınların saçları altın sarısı olurmuş. Truva havalisinin bütün kızları zifaf gecesi arifesinde Skamander nehrinde yıkanırmış.

Aynı yöre, Müslümanlığın yayılışından sonra da çeşitli söylencelere konu olmuştur. Sarıkız, bunların en yaygınıdır. Söylencenin kahramanı Sarıkız burada kaz çobanlığı yaptığı için dağ “Kaz Dağı” diye anılmaya başlanmıştır. Bu olaya ilişkin anlatılan Sarıkız efsanesi şöyledir:

Edremit’in Güre Köyü’nde yaşayan Sarıkız çok güzel, güzel olduğunca da iyi yürekli, yardımsever bir kızdır. Bu özellikleri nedeniyle çekemeyenleri de çoktur. Yaşantısı çeşitli söylentilere yol açar.

Çıkarılan söylentiler babayı çok üzer, ama elinden bir şey gelmez. Sarıkız’ın önünde beş-on kaz katarak dağa bırakır. Orada yaşamını sürdürebilmesi iyi bir insan olduğunu kanıtlayacaktır. Sarıkız sessizce katlanır. Bir gün babası onu görmeye gelir. Dağa tırmanırken yorulur ve kızından su ister. Sarıkız’ın dağın tepesinden elini uzatarak körfezden tasını doldurup, kendisine uzatmasıyla adamcağız şaşkına döner. Kızının erdiğini anlar, öneünde namaz kılar. Ancak sırrının anlaşılması ile Sarıkız oracıkta ölür. Baba çok üzülür, oralardan gitmek üzere uzaklaşır. O da bir tepede can verir. Kaz Dağı adının bu söylenceden geldiği öne sürülmektedir. Dağın en yüksek doruğu “Sarıkız Tepesi”, babasının öldüğü yer de “Baba Dağı” olarak anılmaktadır.

Sarıkız’ın gömüsü Sarıkız Tepesi’ndedir. Bu gömü Türkmenlerce kutsal sayılmaktadır. Her yıl eylül ayında ziyaret edilir. Yozgat, Antalya yörelerinden gelenler olur. Törenlerin üç gün üç gece sürdüğü söylenmektedir

4 Ağu 2008

denizin en eskisi


Konuşuyorum ben de bazen ayışığıyla. Seni aydınlatsın diye söyleniyorum ona. Kızıyor bana, kayboluyor; saklanıyor kara bulutların arkasına. Varsın saklansın. Belliki kıskanıyor seni. Çekemiyor güzelliğini.



Dayanamayıp;

"- ben de güzelim." diyor.



"- hadi ordan diyorum" :) ..



Sonra seni arıyorum..



çiçek bahçelerinde,

denizin en eskisinde;

ayışığında.



- seni arıyorum !!

deniz eskisi - yg

gül dudaklardan konan yalancı bir buse !

sevgili sözünde ayrılığı taşırmış meğer.




ben de sandım ki gül dudaklarından bi buse kondurmuş yüreğime, beynime..

hııhh :) :(
deniz eskisi - yg

Ooo güle güle hayatım.!!


suskunklarım güle güle. güle güle haykırışlarım. gözyaşlarım güle güle.


" Ooo güle güle hayatım."


yeni bir aşka yelken açıyorum.




denizeskisi - yg

aşka inat


ve Sevmiyorum seni.


bahara inat,

sana inat.


Varsın dönsün dünya..

aşka inat.


geceye inat,

inadım inat.!!
Denizeskisi - yg

Paramparça eder de yüreği.


Dolunaya matemimi,

Hayyam gibi sitemimi.

Paramparça eder de yüreğimi ;

yine de utanırım.


Söyleyemem sevdiğimi...


Denizeskisi - yg

GÜL de ne demek


"GÜL" de ne demek. Adı başka olsaydı bu kadar güzel kokmayacak mıydı sanki?
Shakespeare.