25 Ara 2008

EYLÜL(ÜM)'E




Dokunsan Eylülüme
gidilmemiş yollar üşür
kalksam şimdi,
sarsam geceyi,
yokluğuna bürünürmü yüzüm...


kalsam
dökülen yapraklarında Eylülün,
üstümü örtermi
üşümelerin.


ya sussam
mısralara hasretliğimi döksem,
vursam şiirmi.

yetişirmi sana esmelerim.
esmelerim
yetişirmi sevdiğim...



Gökhan TUÇ

21 Ara 2008

yeni bir yıla girerken


gece hüzün katar gülüşüne
soğuk ve sensiz ve ayışıksız gece
sığındığım her gemi
gülüşüne gider delice

ben sensiz
yeni bir yıla gireriz böylece


her yıl eksiltir gülüşünden
her yıl, her ay, her an..

gülüşüne cellat
ve soğuk ve sensiz ve ayışıksız
kimliğimde gülüşün
ve ben sensiz

yeni bir yıla gireriz böylece


yg

18 Ara 2008

Ben ne kadar sussam, sen ne kadar duyarsın?


Hiç bakmasaydın keşke, bakışın yüzümde patlamazdı böylece... tenini çekmeseydim içime..tenin içimde kalmazdı böylece... Sesini duymamalıydım… Beni kendine katar gibi sarılmamalıydın,. rüyadayım sanmalıydım yüzüme dokunduğunda! Bana hiç cümle kurmamalıydın sabaha karşı... ya da ben hiçbirisini hatırlamamalıydım, sarhoşluğuma vermeliydim hatırladıklarımı...


"Beni istemiyorsun." Bağıra bağıra konuşmalısın bana…avaz avaz bitirmeliyim seni. Yoksa sana sayfa sayfa aşk-ı ilan ederim. Herşeyi berbat etmeliyim, yoksa nikotin manyağı gecenin birinde duman ederim kendimi… Benden nefret etmelisin.. yoksa tek kırıntı umut yaşatmaya yetecek herşeyi…
Dayanamam….


Violent

10 Ara 2008

hasret bu; hiç bitmeyecek


bir yaprak düştü az önce,
aklıma sen düştün
fikrimde sade; bir sen,
sen fikrimi yaktın.


bir kuş,

konar hasretine,
anladım..

bu hasret hiç bitmeyecek..


yağmur seni yağdı az önce,

ıslattı tenimdeki seni

yağmur ıslatacak hep,

yürekte sarıp sarmalanan seni

konar bir kuş

hasretine,

anladım..

hasret bu; hiç bitmeyecek..
YG

28 Eki 2008

Benimle bu sonbahar da kal !


Bu sonbahar

sen aksın yağmurla bir damarlarımdan.


sen bu sonbahar,

ve her son bahar,

her bahar

ve her an


nüfuz et yüreğimde.


kal sen bu


sonbahar da

benimle.


>>YG

17 Eki 2008

KÖPÜK SAÇLI KADIN (Mavi’ye ! )

Gözlerimde köpük saçlı bir kadındı gezinen.
Sarı ve umuda meyilli saçları vardı.
Bir misafir yorgunluğumda, düşlüyordum bedensizliğimi,
Olduğum yerde vuruluyordum…
Uzun düşlerden, kısa zamanlar umuyordu.
Kendi gemisini kaçıran bir kaptan
Vuruyordu kendini sahillere…
Vuruyordu-
Vuruluyordu sonra…

Her bakışta çürüyen köpük saçları vardı…
Ağlıyordum…
Dokunsam kırılacaktı,
Dokunmadım-
Kırıldım…

Kan gülleri hüznünde geceler yaşardık,
Gözleri hep, bir musalla taşının,
En yakın yerinde dururdu…
Bir misafir yorgunluğumda kendimi
bilerdim…

Yazdığı bütün satırlarda,
Kendi intiharına gülümserdi.
Kendi yolculuğunda söndürürdü ışıkları…
Geceye kan,
Su verilmemiş dudaklara acı düşerdi…
Buğulu gözlerinde karartılmış bir hüzün kalırdı.
Uyanışında,
Mezarlık bekçilerine gülümserdi,
Sabahın dördünde, hep
Uyanışı bir mahşer gününün, sonbaharıydı…
Artık gözyaşları,
Bedeni gibi tutukluydu…
Misafir yorgunluğum,
Artık köpük saçlarına tutukluydu…

Zincirleyemediği sancılarla, beşikler kurardı…
Her gecenin bir ağacına hüznünü asardı…
Tapınaklara bırakılan mumları yakardı,
Her mumda ise kendi intiharını…
>>Gökhan TUÇ

10 Eki 2008

YOLU YORDAMI YANLIZLIK OLANLARA

Kafamı kaldırıp şairlere bakıyorum şöyle
Misafirim oluyor birden Behçet Necatigil,
Penceremin kenarında uzaklara bakıyor Orhan Veli
Bir vapur geçiyor tenhalardan…

Sonra duvarımda mıh gibi işleyen Atilla İlhan’ın gözlerini görüyorum,
İki çift göz büyüyor gözlerinde…
Ölüyor birden, ruhu kan ağlıyor,
Bir aşkı bitirip çekip gidiyor, yüreğindeki çocuklarla Behramoğlu…

Bir kuşluk vakti; yalnızlığa yüzde yüz vurulmuş
Sabıkalanan şiirlerini, amansızca gözlerindeki alevle yakan Odabaşını görüyorum
Yılmaz yürüyor, geçmediğim sokaklardan...

Bakıyorum altıncı demli çayımı getiren çocuğun gözleri oluyor,
Aşık Veysel’in gözleri,
Gözlerinde Veysel’i görüyorum…

Kafamı kaldırıp dağlara bakıyorum, baharı getiriyor avuçlarında
Ahmed Arif…
Coğrafyaların terk edilmemiş kalıntıları arasında Aykan’ın
Kucaklayan bakışlarına gülümsüyorum…

Günü bıçak gibi kesen tren sesiyle uyanıyorum.
Garda Nazımı görüyorum,
Yitip giden aşklarına ağlıyor, sırtı bana dayalı.
Sonra binip gidiyor yalnızlığa,
Yasaklanmış ülkesinden,
Kızıla boyanmış gökyüzünde güneşi doğurmak için yola çıkıyor...!!!


Şairlerin en acemisini görüyorum sonra, şu bizim Gökhan‘ı
Oturmuş dört yol ağzında,
Kararsızlıkla iç içe girmiş beyninin damarlarını koparmaya çalışıyor,
Beceremiyor…
Sonra sarıp kaçak tütününü güneşin doğduğu yere gülümsüyor…

Nisan 2005—Mersin/Erdemli


>Gökhan TUÇ

5 Eki 2008

DİLİMDE YASAK BİR İSİM; ZîNE

…Sonra şehirlerin ışık huzmeleri büyüdü.
Dilimde yasak bir isim, ZİNE…
Parçalanmış resimlerde maviler vuruldu.
Her mavide düştün ZİNE…
Çığlıklarla gelen, çığlar düştü şehrine. Haritalar bölündü. Her sınırda bir yanın vardı. Filistin’e düşen bombalar parçaladı göğün göğsünü, seni… Van’ı bürüyen beyaz karları makineler temizledi. Hani kar temizdi ZİNE. Temizlerken makinelerle çocukların düşlerini düşünemediler. Makinelerle Şivan’ın düşlerini kirlettiler. Ve sen şehirleri geçtin. Vedalar doğdu gecenin artakalanında. Sabaha, zaman yitip gitmişti… Tüm kapılarını kapamıştı bu şehir. Gitmeler yasaklanmıştı. Sevişmeler ve öpüşler, düşerdi sahildeki gemiler. Anılara yaslanan çocuklar düşerdi geçmişin üstüne. Dudaklardaki son kelime yasaklanmıştı ve bu şehir ZİNE ile birlikte tüm kapılarını umuda kapamıştı.

Seslenecek bir dam yoktu.
Eskitemediğimiz gök-
—yüzün vardı…
Birde hala kar kokan dağlar. Ama ayrılıklara gebeydi şehirler. Gitmelere…
Git
(tin…)
Kanatlarımda sızın kaldı ZİNE. Birde, kahvaltı salonlarında otlu peynir kokusu. Hani bir de gülüşün kaldı desem ayıp olmaz değil mi...?
Yoksun… Bir vedayı yazmak hangi kelimeyle başlar, hangi kelime bitirir…

Tüm gidişleri vursaydım da kırılsaydı kalemim, ya da kendi gidişimi harmanlasaydım da, yazmasaydım gidişleri.

Dağılmış, yatağına bir martının gözyaşları. Kız kulesi yorgun, kız kulesi kaderine küsen bir mabet, kimsesiz… Biliyorum şimdi Gülhane’nin ışıkları yanacak, haliçte düşecek güneş ve ben Karşıyaka vapurunu kaçırıcam ZİNE, bir hoşça kala zaman kalmadan... Büyütürken gidişleri, sen şehirleri geçeceksin. Bırak ne düşerse düşsün gözlerimin harman yerine. Git ZİNE bak yine kardelenler açtı. İhanetin prim yapmadığı kardelenler. Ve yazıyorum…

Ama yine de tüm gidişleri vursaydım da kırılsaydı kalemim, ya da kendi gidişimi harmanlasaydım da yazmasaydım gidişleri…

>GÖKHAN TUÇ

MERHABA...


Her yeni başlangıc bir umut doğurur..
yazarken elleri titrer insanın. sanki tüm sözcükler kayıp bir kentte gibidir...
bulamazsınız. aklınıza hiç bir şey gelmez...
sadece sıcak bir mehradır mavi dolu..
gökyüzü dolu sıcak bir merhaba..
...
Gökhan TUÇ

Bülbül !



Aedon Pandareos’un kızı ve Thebaili Zethos’un karısıdır. Zethos’un kardeşi Amphion, Niobe ile evlenip çok çocuk sahibi olduğu halde, çocukları çok seven Aedon’la Zethos’un yalnız bir çocuğu olur: İtylos. Aedon eltisini kıskanır ve bir gece en büyük oğlunu uykusunda öldürmeye kalkışır, ne var ki yanılır, karanlıkta Niobe’nin oğlunu değil de kendi çocuğunu öldürür. Bu yanlışlıktan öylesine derin bir acıya gömülür ki tanrılar tanrısı Zeus, onu bağışlamak zorunda kalır, Aedon’a acıyıp onu bir bülbüle dönüştürür. Bülbül Aedon, o günden beri hep bu yüzden, “İtylos! İtylos! İtylos!” diye acı acı ağlamaktaymış.

29 Eyl 2008

24 Eyl 2008

gözlerinde yıldızları seyretmek !



Denizeskisi bir geceyi
gözlerinle görmek;

görmek seninle
uçsuz bucaksız
biryolu
ve yürümek.

sensiz senin yanında
gözlerinde..

yıldızları seyretmek.

umut etmek.!

denizeskisi - yg


Yazı Müziği : [ Zeki Müren - Yeşil Gözlerinden Muhabbet Kaptım ]

13 Eyl 2008

12 Eyl 2008

KURTULAN GÖRÜLMEMİŞTİR !


aşk her yanı kapalı bir taşıt gibidir; içinde her türlü konfor vardır, en güzel duygular oradadır.Ancak nereye gideceğinizi, nerede ineceğinizi önceden bilemezsiniz. Kimi zaman taşıttan, bir olmuş kalpler iner; kimi zaman yalnız inersiniz; kimi zaman da taşıtın devrildiği olur.


KURTULAN GÖRÜLMEMİŞTİR.


cevdet YALÇIN.

9 Eyl 2008

ADIM SONBAHAR


nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır

oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar

ATTİLA İLHAN
Yazı Müziği : [How Much I Can Do]

7 Eyl 2008

Katran karası bir geceyi seyreyleyiş


Bulutsu bir yüz seninki. İki buse konduramayacak kadar yüreksiz kılışı beni ondan.
Ondan; nefes almak aklına bile gelmiyor seyre dalıp izlerken yüzünü inan.


DenizEskisi bir çift göz seninki. Oturup karşında seyre doyamamak ondan.
Ondan; gözlerimi kaçırıp gözlerinden,

ve işte Katran karası bir geceyi seyreyleyişim ondan..
DenizEskisi - YG

4 Eyl 2008

Unutulma Zamanı..

Öyleyse sen de unut beni,
beni benden isteme..!!

Buluşamayacağız bu müzik bitmedikçe


Özdemir Asaf`ça bir şiir ve Nicos`tan Secret Love...
YAZI MÜZİĞİ: [ Nicos - Secret Love ]


Varsın gönül aşkınla harap olsun

Varsın gönül aşkınla harap olsun..!

Ben bu şarkıyı sana yazdım

.....
Bulutlardan beyaz,gökyüzünden mavi aldım
Denizlerden sonsuzluk,gözlerinden umut aldım
Yıldızlardan ışık,kuşlardan haber aldım
Annemden önlük,tanrıdan inanç aldım

Ben bu şarkıyı sana yazdım
....
cem adrian.
yazı müziği: [ cem adrian - ben bu şarkıyı sana yazdım ]

29 Ağu 2008

Kolcu (Ranger)


Zindanlar ve Ejderhalar sisteminde bir sınıf.

Doğanın koruyucusu olan ve doğayla iç içe yaşayan kolcular, yıllarca yaşadıkları bölgelerini avcunun içi gibi bilir. Bu sayede sahip oldukları iz sürme mahareti ve sessiz hareket etme becerisi üstün savaş yetenekleriile birleşince düşmanlarını kolayca alt edebilirler.

Bu sınıf, Zindanlar ve Ejderhalar sisteminin farklı basımları arasında en çok değişim gösteren sınıflardan biridir.

Kolcu Karakterler
Muhtemelen bu sınıfın temeli, Yüzüklerin Efendisi'ndeki Yüzük Kardeşliği'nin bir üyesi olan Aragorn'a dayanır. Meşhur "Zenginden alıp fakire verme" düsturunun sahibi Robin Hood'un kökeni Aragorn'dan çok daha eskiye dayansa da fantastik edebiyat karakterleri arasında en önemlilerinden biri olan Aragorn, bu sınıfa ilham kaynağı olmuştur denilebilir.

Robert Anthony Salvatore'nin romanlarında yer alan en ünlü karakterlerden biri olan drow kolcu Drizzt Do'Urden, sınıfın oluşumuna olmasa da gelişimine büyük katkıda bulunmuştur. Özellikle sistemin üçüncü basımında eklenen çift silahlı dövüş maharet seçeneği, popüler drow kolcudan açık bir esinlenmedir.

25 Ağu 2008

HEYBEMİN GÖZÜNDEKİ TUTKULAR



........

Sana alafranga şiirler değil



Fistanındaki çiçekler gibi türküler demeliydim


şemsi belli.

İLK ÖPÜŞ



...............

Hiç de öpüşmek niyetimiz yoktu
Yoktu ama, ya o tatlı gizlenme.
Bir ateşi körüklüyordu içerden
Ne oldu, ne olmadı... bilmiyorum
İçimde bir gıdıklanma oldu birden

Önce elini tuttum... sonra omuzlarını
Aaah!... o fısıltı halindeki gizli itiraz.
-Yapma ne olursun bir gören olur.
-Hayır! kimse görmez... beri gel biraz!

.................


şemsi belli.

21 Ağu 2008

Ah Bir Ataş Ver


Ah bir ataş ver cigaramı yakayım
Sen sallan gel ben boyuna bakayım

Uzun olur gemilerin direği
Ah çatal olur efelerin yüreği
Yanık olur anaların yüreği

Vur ataşı gavur sinem ko yansın
Arkadaşlar uykulardan uyansın

Uzun olur gemilerin direği
Ah çatal olur efelerin yüreği
Yanık olur anaların yüreği
...
Yazı Müziği: [ cem adrian - ah bir ataş ver ]


19 Ağu 2008

Kutlama

Memleketime çoktan bahar gelmiştir
Başakları şimdiden göğe ermiştir
Dağlarını gelincik basmıştır
Yer, gök ve yürek çiçek açmıştır

Kirazlar olmadan tez vakitte
Asmanın sürgün veren dallarında
Nergisin, zerenin taç yapraklarında
Seninle baharı kutlamaya geliyorum

Başımı omzuna yaslamaya

Hayata yeniden başlamaya

Bağında, bahçende, pınarlarında

İçimi yıkamaya geliyorum

Caddelerinde kızlarla oğlanlar
Oynaşıyordur şimdi, ah! hem de nasıl
Başlayan, biten, tazelenen aşklar

Başlıyor ömrümüzde

*Kutlama - Sezen Aksu*

Özgürlüğün Resmi


Babası İspanya'nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkumdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her haftasonu annesiyle birlikte babasını ziyaret ederdi.Yine bir ziyaretinde babası için çizdiği resmi yanında yanında götürdü. Hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı. Bu sebeple küçük kızın kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı....

Çok üzülmüştü küçük kız...Babasına söyledi üzüntüsünü, hafifçe içini çekerek. O da "üzülme bitanem, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine de dikkat et olur mu?" dedi.

Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti. Babası keyifle resme baktı ve sordu: "Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki bu benekler de ne? Portakal mı?

Küçük kız babasına eğilerek, sessizce:
"Hişşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri!....."

alıntıdır..

Doğadan doğal renkler







18 Ağu 2008

Aşk Bu Gece Şehri Terk Etti




Yaz çocuk bu gece
İsmimi yollarına bu kente
Anlat ne demekmiş kazı caddelere
Aşk bu gece şehri terketti

Çal cocuk bu gece
Sehrin tüm kapılarını hüzünle
Islak kelebekler bırak ellerine söyle
Aşk bu gece şehri terketti

Kal duymayı bekledi
Git duymayı degilde
Sadece sevilmeyi istedı
Bu onun suçu değildi

Döküldü bu gece
Yagmur gozlerıne elıne yuzune
Al ısıt ellerın cok soguk kapat gögsüne
Çarpıyor yuzune rüzgar ellerıne sacının telıne
Sev onu kalbi çok çok soğuk ısıt göğsünde

Kal duymayı bekledi
Git duymayı değillde
Sadece sevılmeyı istedi
Bu onun suçu değildi

Döküldü bu gece
Yağmur gozlerine eline yüzüne
Al ısıt ellerin cok soğuk kapat gögsüne
Çarpıyor yüzüne rüzgar ellerine saçının teline
Sev onu kalbi çok çok soğuk ısıt göğsünde



Söz: Cem Adrian
Müzik: Cem Adrian
Albüm: Aşk Bu Gece Şehri Terk Etti

Yazı Müziği : [ Cem Adrian : Aşk Bu Gece Şehri Terk Etti ]




15 Ağu 2008

Apollon


Apollon, mitolojide müziğin, sanatların ve şiirin tanrısıdır. Ayrıca kehanet yapan, bilici tanrıdır. Zeus ve Leto'nun oğlu, Artemis'in ikiz kardeşidir.

Altın bir lir çalar. Gümüş yayıyla oku en uzağa o atabilir; okların tanrısıdır. Tıbbı insanlara o öğretmiştir; hekimliğin tanrısıdır. Asla yalan söylemez; ışığın ve gerçeğin tanrısıdır. Kutsal ağacı defne, hayvanları yunus, atmaca, kuğu ve kargadır. Lakapları "okçu", "Likya'lı" ve Latince'de yırtıcı kuşlara ilişkin olarak kullanılan, "yırtıcı" anlamına gelen "Vulturus"dur. Olymposluları altın liriyle eğlendiren, çok uzaklara ok atabilen, hastaları iyileştiren, iyileştirme sanatını hastalara ilk öğreten gümüş yayın efendisi okçu Tanrı olarak Yunan şiirlerine geçmiştir. Aynı güneş ışınları gibi Apollon'un okları da hem hasta edici hem de iyileştiricidir. Bu yüzden güneşle de özdeşleştirilmiştir.

Kutsal ağacının defne olmasının nedeni, nehir perisinin kızı Daphne'dir. Apollon Daphne adlı nympheye hayrandır. Fakat Daphne, bakire kalmaya yemin etmiştir. Peşine düşen Apollon'dan kaçabilmek için Artemis'ten kendisini saklamasını ister ve orada bir defne ağacına dönüştürülür.

Orfe öğretisinde sezgi, ilham ve vicdanın sembolü olan Apollon'dan Yunan mitolojisinde sık sık “Lykya’lı olarak söz edilir. (Likyalı sıfatının kökeni Luvi dilinde ışık anlamına gelen, kurt anlamındaki “lyk” sözcüğüdür ki, sözcük Latincede lux biçimine dönüşmüştür. Apollon adının aslı, bir iddiaya göre, Etrüsk dilinde bir ilahı belirtmek üzere kullanılan Aplu, Apulu, ya da Aplum adıdır.)

Yunan mitolojisinde Apollon'un yaptığı sayısız işlerden bazıları şunlardır:

Apollon, adını Pythia adlı kahinelere verecek olan Python ejderini bir mağarada ya da yeraltı yarığında öldürür ve öldürdüğü yerde Trakyalı Orfe Delf inisiyasyonunu başlatır.
Zagreus’un kemiklerini Apollon Delf’e gömer: Zeus’un buyruğu üzerine musaların (müzler) yardımıyla Zagreus’un parçalarını bir araya getirir. dünya’nın merkezi yakınına gömer.
Hermes’e sihirli bir altın asa verir. Hermes ateş çıkartabildiği bu asa sayesinde habercilerin efendisi olur.
Üç uçlu yabayla yaptığı bir hareketle yunusu göğe bir takımyıldız olarak yerleştirir.

13 Ağu 2008

ŞU GİDEN GEMİ BENİM OLSUN YAKARIM YANGINIM OLSUN


kalbim sana ne yaptım sen beni yaktın bir zalime
Çaldı gitti elimden yılları koyamadım yerine
Kafesinden kaçıp kuş gibi yine geri dönerdi
Sevdiğini hiç söylemedi bazen çok döverdi
Şu giden gemi benim olsun olsun
Yakarım yangınım olsun olsun
Yedi cihan gülsün halime Yeter yanımda olsun
Duydum birini vurmuş firari
Sacların kan kırmızı
Dışarda kış beyazı kar sesi ayrılık ayazı
Hayat bir denizmiş kirlenir
Benim kalbim çok temiz
Nasıl gecerse gecsin gündüzüm
Mutlu bitsin gecemiz..
Benim sevdam dile düşmüş olsun
ateşinle alem tutuşmuş olsun
Yedi cihan gülsün halime
Mutluluk benim olsun...
Şu giden gemi benim olsun olsun
Yakarım yangınım olsun olsun
Yedi cihan gülsün halime yeter yanımda olsun...
Ezginin Günlüğü

8 Ağu 2008

Bir Günün Sonunda Arzu



Yorgun gözümün halklarında
Güller gibi fecr oldu nümayan,
Güller gibi...sonsuz, iri güller
Güller ki kamıştan daha nalan;
Gün doğdu yazık arkalarında!

Altın kulelerden yine kuşlar
Tekrarını ömrün eder ilan.
Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
Alemlerimizden sefer eyler?

Akşam, yine akşam, yine akşam
Bir sırma kemerdir suya baksam;
Üstümde sema: Kavs-i mutalsam!

Akşam, yine akşam, yine akşam
Göllerde bu dem bir kamış olsam!

/ Ahmet Haşim

Yazı Sözlüğü:

fecr olmak = tan yeri ağarmak
nümayan olmak = ortaya çıkmak
nalan = inleyen
kavs-i mutalsam = tılsımlı yay

Dryadlar - "meşe ağacı"


Yunan mitolojisinde ormanlarda yaşayan ağaç perilerine verilen isim olup Yunanca "meşe ağacı" kelimesiyle ilişkilidir. Ormandaki her ağacın bir dryad'ı olduğuna inanılır, ağaçları korumak gibi görevleri vardır. Dryadlar, diğer ağaç perileri olan hamadryad'lardan farklıdırlar. Dryadlar, insanlarla ilişki kurup, çoluk çocuk sahibi olabilirler. Hamdryadlar'ın ömrü ise yaşadıkları ağaçların ömrü kadardır ve ağaçlarından ayrılamazlar. Kısacası ağaçla doğup ağaçla ölürler ama aralarında ölümsüz olanlar da vardır, Orpehus’un eşi Eurydike bir dryad’dır. Eski Yunan'da halk arasında dryadlara olan inanış çok yaygındı hatta ağaç kesmek için din yetkililerine başvurup, dryadların bırakıp gittikleri ağaçları seçerlerdi… Dryadlar, Hamadryadlarla kardeşlerdir, tek farkları hamadrayadlar gibi ölümlülere ceza vermemeleridir.

7 Ağu 2008

BİR KADINI BEKLEMEK



Bir kadının bana gelecek olması, bir rüzgarı geçerek
Bir şarkıyı geçerek, saçlarının uçuşunda
Bir kadının bana gelecek olması, bir ömür geçecek

Aşkın buruk tadında, buluşması iki yalnızlığın
Bir akşamı geçecek

Belki de dağılan sesleri hüznün ve akşamın
belki de
Bir kadını geçecek

Bir kadını bekliyorum
Eteklerini ve saçlarını uçurarak gelecek…

ATAOL BEHRAMOĞLU

Bir tutam özgürlük, kus gibi bulutlarin üzerindedir