deniz eskisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deniz eskisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Tem 2012

Ölüyordum

Yanan ömrümün son kıvılcımında saklıydın sen, uykusuz gözlerimden akan yaşlarda, 
sensizliğin sessizliğine gizlenmiştim ben. Umutsuzluğun başladığı anlarda, 
farkına varmadan ölüyordum aslında...

Alican.

26 Ara 2010

düş bitmeden sen bitme




bitme! bak, içtim, yürüdüm,kederlendim
denize girdim, üşüdüm, sana geldim

düş bitmeden sen bitme
bitmeden sevgi gitme

bitme! bak, koştum, savruldum, hep örselendim
cigara ziftlendim ille de seni sevdim
uzaklarda öyle çok kederlendim

günler bitmeden bitme
bitmeden hasret gitme

Yılmaz ODABAŞI.

21 Mar 2010

ÖMRÜMÜZ HER MEVSİM AYNI SONBAHARI YAŞARDI


SONBAHARA SON KALA


Nerde kimsesiz zamanlar,
Dalgalarla boğuşan rüzgarlar nerde..?
Bir meltem esintisiyle mi kaybetmiştik gündüzleri
Gecenin en arsız hırsızları oluvermiştik.
Dolaştık da hayatın ve sevdaların korkuluğuna.!
Bütün pencereler kapanırken bir bir…

(çingenelerde kavga ederlerdi en ortasında mahallenin…)



Sonra suskunluğun hıçkırıkları duyulurdu,

Güneşe küsen bir kuş, geceye yanaşırdı.

(ölüler yataklarında hiç de rahat değillerdi.)

Bilirdik, ışıkların altında ısınamayacağımızı,

Hayaller kurardık üşümeyeceğimizi düşünerek,

Yanıldık…

Çok sonra anlasak da, tutunacak bir dal kalmamıştı..

Eylüldü…


(geceye sızmaya çalışırken kuşlarda vuruldular

Bir bir.)

Hiç binemediğimiz vapurlar ve

Dokunamadığımız yapraklar

Kimsesizdi artık…

(olmamıştı hiçbir bahar bizim.)



Yollara düşen kervanlara anıları çarpmıştı.

Bir bir eksilirken türküleri,

Kurumuştu kuyunun suyu.

(çingeneler hala kavga ederlerdi mahallenin ortasında.)

Yüzünü görürdüm, demir parmaklıklar ardında,

Silüetin küflü duvarıma gülümserdi.

Üşürdüm, dört adımda biten koğuşumda,

Yollara düşen arsız yüreğimi anımsardım,

Bir çocuk yorgunluğumda.


(geceye sızmaya çalışırken bende vuruldum,

Kanatlarımda; gök mavi, ay yeşil ve

Hüznün bir mabedde yalnızlığı kaldı…)



--- Gökhan TUÇ---

30 Tem 2009

Kimse beni suçlayamaz



Hangi kenti terk etsem
Yıkılır liman
Son yaprağını döker yedi karanfil,
Susar vapurlar..

Deniz ağlamaya başladımı,
Susturamaz kimse.
Kimseler bile kalmaz kaldırımlarda

Kaldırımlar kimseyi kaldıramaz artık

Kimse kaldırımları suclayamaz,
Kimse beni suclayamaz,

O kenti terk ettikten sonra

Kimse beni suclayamaz..
Kimse beni suclayamaz..

-GÖKHAN TUÇ-

29 Mar 2009

Gözlerinden sürüler geçerdi

Her mevsim farklı acılar doğururdu,
Ben onsuz her mevsim aynı acıyla yoğuruyorum kendimi..
O gitti bedenimden arta kalan ruhu alıp yanına...

--SÜRÜ--
Ramazana (REZANA)

Yoldur küçük sürüler geçerdi.
İçinden
-her şey-
geçer di,

Kirlenmişti de sürü, kirlenen neydi...
Gün batardı ve sen giderdin,
Alacasında umutlar kalırdı,
Yitip giden isimler umut olurdu..
Liseli öpüşkenler gibi, otobüs duraklarında kuyruk olurduk
ve son koltuklarda vurulurduk...
Küçük sürüler geçerdi,
İçinden
-her şey-
geçer di…

İlk düşlerini aldılar ve gülüşlerini..
Kaçırırken insanlardan koca gövdesini,
Susuşlarını aldılar...
Temmuz du;
Yağmura küsmüş kırlangıç misali
Bir hoş çakal’a zaman bulamamıştı...
Biliyorum,
Şimdi hem esiyor, hem yağıyor..
Ve belki düşürüp boynunu, o incecik geceye ağlıyor...
Gözlerinden sürüler geçerdi…
İçinden
-her şey-
geçer di…

Okuduğu kitaplarda bulamadığı bir kendi vardı,
Hiç bir şairin tanımlayamadığı...
Hüzne vururdu minicik elleri,
Minnacık parmakları vardı
Ve doğduğu yer yüzünden çarmıha gerilirdi bakışları
Bakışları gibi yasaklı bir adı vardı..
REZAN DI......

--Gökhan TUÇ—

10 Ara 2008

hasret bu; hiç bitmeyecek


bir yaprak düştü az önce,
aklıma sen düştün
fikrimde sade; bir sen,
sen fikrimi yaktın.


bir kuş,

konar hasretine,
anladım..

bu hasret hiç bitmeyecek..


yağmur seni yağdı az önce,

ıslattı tenimdeki seni

yağmur ıslatacak hep,

yürekte sarıp sarmalanan seni

konar bir kuş

hasretine,

anladım..

hasret bu; hiç bitmeyecek..
YG

17 Eki 2008

KÖPÜK SAÇLI KADIN (Mavi’ye ! )

Gözlerimde köpük saçlı bir kadındı gezinen.
Sarı ve umuda meyilli saçları vardı.
Bir misafir yorgunluğumda, düşlüyordum bedensizliğimi,
Olduğum yerde vuruluyordum…
Uzun düşlerden, kısa zamanlar umuyordu.
Kendi gemisini kaçıran bir kaptan
Vuruyordu kendini sahillere…
Vuruyordu-
Vuruluyordu sonra…

Her bakışta çürüyen köpük saçları vardı…
Ağlıyordum…
Dokunsam kırılacaktı,
Dokunmadım-
Kırıldım…

Kan gülleri hüznünde geceler yaşardık,
Gözleri hep, bir musalla taşının,
En yakın yerinde dururdu…
Bir misafir yorgunluğumda kendimi
bilerdim…

Yazdığı bütün satırlarda,
Kendi intiharına gülümserdi.
Kendi yolculuğunda söndürürdü ışıkları…
Geceye kan,
Su verilmemiş dudaklara acı düşerdi…
Buğulu gözlerinde karartılmış bir hüzün kalırdı.
Uyanışında,
Mezarlık bekçilerine gülümserdi,
Sabahın dördünde, hep
Uyanışı bir mahşer gününün, sonbaharıydı…
Artık gözyaşları,
Bedeni gibi tutukluydu…
Misafir yorgunluğum,
Artık köpük saçlarına tutukluydu…

Zincirleyemediği sancılarla, beşikler kurardı…
Her gecenin bir ağacına hüznünü asardı…
Tapınaklara bırakılan mumları yakardı,
Her mumda ise kendi intiharını…
>>Gökhan TUÇ

24 Eyl 2008

gözlerinde yıldızları seyretmek !



Denizeskisi bir geceyi
gözlerinle görmek;

görmek seninle
uçsuz bucaksız
biryolu
ve yürümek.

sensiz senin yanında
gözlerinde..

yıldızları seyretmek.

umut etmek.!

denizeskisi - yg


Yazı Müziği : [ Zeki Müren - Yeşil Gözlerinden Muhabbet Kaptım ]

7 Eyl 2008

Katran karası bir geceyi seyreyleyiş


Bulutsu bir yüz seninki. İki buse konduramayacak kadar yüreksiz kılışı beni ondan.
Ondan; nefes almak aklına bile gelmiyor seyre dalıp izlerken yüzünü inan.


DenizEskisi bir çift göz seninki. Oturup karşında seyre doyamamak ondan.
Ondan; gözlerimi kaçırıp gözlerinden,

ve işte Katran karası bir geceyi seyreyleyişim ondan..
DenizEskisi - YG

4 Ağu 2008

denizin en eskisi


Konuşuyorum ben de bazen ayışığıyla. Seni aydınlatsın diye söyleniyorum ona. Kızıyor bana, kayboluyor; saklanıyor kara bulutların arkasına. Varsın saklansın. Belliki kıskanıyor seni. Çekemiyor güzelliğini.



Dayanamayıp;

"- ben de güzelim." diyor.



"- hadi ordan diyorum" :) ..



Sonra seni arıyorum..



çiçek bahçelerinde,

denizin en eskisinde;

ayışığında.



- seni arıyorum !!

deniz eskisi - yg

gül dudaklardan konan yalancı bir buse !

sevgili sözünde ayrılığı taşırmış meğer.




ben de sandım ki gül dudaklarından bi buse kondurmuş yüreğime, beynime..

hııhh :) :(
deniz eskisi - yg

Ooo güle güle hayatım.!!


suskunklarım güle güle. güle güle haykırışlarım. gözyaşlarım güle güle.


" Ooo güle güle hayatım."


yeni bir aşka yelken açıyorum.




denizeskisi - yg

Paramparça eder de yüreği.


Dolunaya matemimi,

Hayyam gibi sitemimi.

Paramparça eder de yüreğimi ;

yine de utanırım.


Söyleyemem sevdiğimi...


Denizeskisi - yg

30 Tem 2008

Özlüyor musun? sen de..şimdi..


Bilmem özlüyor musun sen de;

Bilmiyorum.

Özlüyor musun?
sen de..
şimdi..
denizeskisi - yg
Yazı Müziği: [ erdal erzincan - tutam yar elinden ]


23 Tem 2008

Nazgûl


Nazgûl, J.R.R Tolkien tarafından yaratılan Orta Dünya'da, Sauron'un en şeytani hizmetkarları olan hayali yaratıklar.

Nazgûl, kelimesi Kara Lisan'daki Nazg (yüzük) ve Gûl (tayf, ruh) kelimelerinden oluşan bir kelimedir. Bu yüzden Nazgûllara yüzük tayfları da denilir. Diğer isimleri Dokuz Süvariler, Kara Süvariler ya da kısaca Dokuzlar 'dır.

Sauron'un tek yüzüğüne bağlı olan dokuz sihirli güç yüzüğünü almış olan kudretli insanlardır. Başlarında Witch King of Angmar (Angmar'ın Cadı Kralı) vardır. Rivayete göre, aralarında witch king of angmar'ın da olduğu üçü Numenor kökenli krallardır. Kullandıkları silahlar fiziksel olarak bir üstünlüğe sahip değildir, asıl güçlerini etraflarına yaydıkları korku, zehirli nefesleri, duyulduğunda korku ve zayıflığa yol açan çığlıkları, ve korku salmaya yönelik kara sihirleri oluşturur. Tolkien bir mektubunda onlar hakkında şöyle demiştir; "Korkusuz olanlara karşı üstün bir fiziksel güçleri yok, ancak sahip oldukları dehşet ve korku, karanlıkta inanılmaz derecede artıyor."[1]

Yüzük savaşı sırasında cadı kral'ın ölümünden sonra, yüzüğün Kıyamet Dağı'nda yok edilmesi ile birlikte geri kalan nazgul'ler yok olmuşlardır